Siz, futbol oyununun bir spor olduğuna inananlar... Siz, karşınızda güçlü bir rakip varsa ve eşit koşullarda yarışılırsa oyunun anlam ve değer kazanacağını düşünenler... Siz, maçlara takımınızla özdeşleşmek, rakibinize saygı duymak ve futbol gösterisi izlemek için gidenler... Siz, ülkenin bütün sporseverleri... Birleşiniz!

Giderayak

Giderayak, blogumuzun yayınını sonlandırması hakkında 3-5 kelam edelim.
Blog kurulduğu günden bu güne dek, pek çok haberi yorumlamak ve bloga girmek için bendeniz çabaladım. Diğer arkadaşlarımız da ellerinden geldiğince içerik bakımından blogumuza katkı sunmaya çalıştılar.
Çok güzel paylaşımlarda bulunduğumuza, zaten blogu kurarkenki hedefimiz olan, bir blogdan öte bir taraftar mentalitesini geliştirme merkezi olma yolunda amacımıza ulaşmaya yaklaştığımıza dair kuşkumuz hiç bir zaman olmadı, umarız sizlerin de olmamıştır, yazılarımızdan ve paylaşımlarımızdan tat alabilmişsinizdir.
Ancak, son zamanlarda gerek bendenizin yoğunluğu, gerek arkadaşlarımızın ilgisizliği ve blogu benimseyememeleri, gerekse blogun bir ekip çalışmasından ziyade bir kişisel yazına bürünmesinden yola çıkarak, blogu sonuca vardırmak kafamda dönüyordu uzun süredir.
Son zamanlarda bloga olan ilginin sabit kalması da bunun somut göstergesi ve tetikçisi oldu.
Ayrıca, sevgili spor yazarı Mert Aydın'dan da blogumuz adına özür diliyoruz. Kendisi ile röportaj yapması için görevlendirdiğimiz ekip içinden bir arkadaşımızın ( adı bizde saklı ), tarih ve yer belirlendiği halde kendisine tekrar dönmediği bilgisini aldık, bu gelişmenin üzerinden uzun süre geçmiş ve iş işten geçmişken.
Bu da ayrı ve blogun içindeki iletişimsizliğin somut hale bürünüşünün kanıtlandığı bir yol alış sebebidir bizler için.
Blogumuzun sayfası ve içeriği silinmeyecek ama yenilenmeyecektir de. Şu ana kadar yazdıklarımız bize göre önemli şeylerdir, iz olarak kalmalıdır.

Sahanın Ardındakiler Blog adına; blogumuzu takip eden, yorumlarla görüşlerini bizlerden esirgemeyen, mail yoluyla bizlerle iletişim halinde olan, yazıları ve düşünceleriyle katkı sunan, bizleri kırmayan herkese teşekkür ederim.
Gökhan.
Read More

Dünya Kupası'nın kadrajı#4

Dünya kupası gündemine fotoğraflarla ışık tutmaya, dünya kupasını kadraja sığanlarla yorumlamaya tüm hızla devam.

-ilk fotoğrafın kadrajına sığan, James ve İngiltere adına anlattıkları adeta. Sanırım James'i içerisinde gördüğümüz bu serzeniş hali, İngiltere'de veya Afrika'da bulunan taraftarlarının da çoğunda bulunan serzeniş. Kadrolara bakıldığında, en büyük rezalete imza atan Fransa'nın ardından, bu turnuvada başlarda favori gösterilen İngiltere'nin bu başarısızlığı el üstünde tutulan kadroların iyi yönetilmediğinde nelerle karşılaşabileceğini gösteriyor. Göreceksiniz, aynı durumu gruplar sonrasında Brezilya da yaşayacak.Benden söylemesi.
- Sıradaki fotoğraf Amerika- Slovenya maçından. Karedeki, gördüğünüz gibi Amerika'nın gol sevincindeki hengame. Futbolcular üst üste-alt alta sevinedursun, tam arkalarından gelen futbolcunun seviniş tarzı sanki golden başka şeylere de sevindiğini gösterir gibi.
- Bu fotoğraf da, benim favorimden. Benim favorim Hollanda. Belki Arjantin gibi rakiplerine 4 atmadı şu ana dek, kadrosunda da bir Messi yok ama, bana göre Arjantin'den daha disiplinli bir futbol oynuyorlar. Ömer Erdoğan'ın Bursa-Bjk maçında, yani şampiyonluk maçında devre arasında sahaya çıkarken koridorda çekilen bir fotoğrafı vardı, Van Bommel'in çıkışıyla birebir aynı. Bu bana bir işaret olsa gerek.
- 4.fotoğraf da Kamerun'un Danimarka'ya, daha doğrusu Romedahl'a 2-1 mağlup olduğu maç öncesi. Güney Afrika'da sanırım maç öncesi futbolcularla beraber sahaya çıkan çocuk ekibinden olsa gerek, bir çocuk Eto'o 'nun kaptanlık pazubandını takıyor. Milla, o pazuband Eto'o ya yakışmıyor demişti, bu fotoğrafın çekilmesi bir gönderme mi acaba?
- Son fotoğraf da Sydney'den. Avustralyalı taraftarlar maçı izlerken. Maçı kaç kişinin izlediği falan değil benim bu fotoğrafı koymamın sebebi, koymamın sebebi maçın izlendiği ortamın güzelliği. Düşünüyorum da, ben orada olsaydım...o sıkıcı maça göz attıktan bir süre sonra arkadaki manzaraya dalar, yanımda kalem kağıt varsa onlarla, yoksa telefondaki mesaj yoluyla şiir yazmaya koyulurdum.Neyse, devamı gelecek.
Read More

Dünya Kupası'nın kadrajı#3

Dünya Kupası'nın gündemine fotoğraflarla bakmaya ve yorum getirmeye devam ediyoruz.

-Gördüğünüz bu ilk fotoğraf, Kuzey Kore taraftarlarının vuvuzelaya direnişi bir bakıma. Ellerindekinin ne olduğunu sorarsanız, bilgi sahibi değilim ama vuvuzela nasıl ki Afrika'nın davuluysa, ellerindeki de Kuzey Kore'nin vuvuzelasıdır herhalde. Maç öncesi kameramanın ekrana yansıttığı bir pankart dikkatini çekmiştir sanıyorum herkesin. '' 90 dakika siyasete ara verin'' şeklinde bir gönderme vardı Korelilere. Kore taraftarının fotoğrafa yansıyan kesiminin bir sendika topluluğu olduğunu öğrenmek pek de zor olmasa gerek.
-Sıradaki fotoğraf da Kore'nin güney ucu ile Tangocuların mücadelesinin öncesi. Nedendir bilinmez ( ya da sebebini açıkladıysa ben bilmiyorum ) Maradona maç önceleri takım sahaya ısınmaya çıkarken takımla beraber, eşofmanlarıyla sahaya çıkıyor. Takım son hazırlıklar için içeri girdiğinde ise üzerini değiştirip takım elbisesini çekip, şıklaşıp geliyor. Maçlarda takım elbise olayını kesin İngiliz'ler çıkarmıştır. Maradona niye uyma gereği duyuyorsa?
Havada olan ele de dikkati çekmek gerek. Zira Arjantin maçlarının 90 dakikalarını takip edenler varsa eğer, illa ki gözlerine Che ile birleşik Maradona pankartı çarpmıştır.

- Bu bölümün olmazsa olmazı Afrikalıların çılgın sevinçleri olacak dedik. Bu defa ölürcesine vuvuzela üfleyen taraftarları değil ama, ardındaki ve içlerindeki yani karanlıktaki futbol sevgisini görüyoruz.
- Arjantin - Güney Kore mücadelesinden bir kare daha. Yer Soccer City stadyumunun ev ekranın önü. Ben olsam, arkaya döner izlerdim. Amaç atmosferi solumak değil midir, zaten soluyorsun, ufak tefek görmenin ne manası var. İlginç bir yaklaşım olmuş olabilir ama, şu soruyu sormak istiyorum. Bu dev ekranlar çok mu maliyetlidir kulüpler adına. Yoksa federasyon pozisyon tekrarları verilip olay çıkmasın, hakemler kaçırılmak zorunda kalmasın diye koydurtmuyor mu?
- Son fotoğrafımız da Yunanistan'ın geriden gelip elde ettiği Nijerya zaferinden. En arkadaki futbolcu ile ortadaki futbolcunun parmaklarının bu kadar ters yönleri göstermesinin manasını aradım bulamadım ben. '' Neden manası olsun ki? '' derseniz, doğru aslında. Maksat koyduğumuz fotoğrafın üzerine yazacağımız bir kaç kelimemiz olsun.
Ha bu arada, ortadaki futbolcunun parmağı ve suratındaki sakal tonu, bana Mavi Marmara gemisinin ülkeden uğurlanışının tvlere yansıyan anlarını anımsatıyor nedense.
Read More

Dünya Kupası'nın kadrajı#2

Dünya kupası'nı resimlerle yorumlamaya devam ediyoruz.

-İlk fotoğrafımız Almanya'nın gol sevincinden. Şu ana kadar,çoğu futbolsevere göre turnuvanın en keyif veren futbolunu sergileyen Almanya'nın gol sevinci güzel, ama dikkatli bakınca göza çarpan bir şey var. O da Lahm'ın eli. Yorum yapmak istemiyorum, voleybolculara özgü sevinci sergilemiş diyip geçmek gerekir mi acaba?
- İkinci fotoğraf da, İngiltere-Amerika karşılaşması sonrası çekilmiş bir fotoğraf. Siyasal ve askeri alanda adeta ''kardeş'' ilişki içerisinde bulunan bu iki ülkenin karşılaşması da hata sonucuyla olsa da kardeşçe, berabere bitti. Maç sonundaki bu fotoğraf da bunun skor yanındaki sebebini aslında gösteriyor. Benim için bu maçın sonucu önemli değildi açıkçası, daha önce haberini yaptığımız ve Üsame'nin bu maçla ilgili tehditi ve ona ilişkin yorumumuzun bulunduğu haber gerçek olmadı, tehditlerini gerçek kılamadılar ya ona seviniyorum.
- Sıradaki fotoğraf da, turnuvanın ilk sürpriz sonucunun çıktığı İspanya- İsviçre maçının son dakikalardından. İspanya'nın aklının son 20 dakikada başına gelmesine ve son 20 dakikada İsviçre'nin geliştirdiği kontrataklar dışında sürekli rakip sahaya yıktığı oyununun bir sonuç getirmemesiyle, kalesinden bu çaresizliği izleyen Casillas'ın fotoğrafı. ''Böyle elimiz kolumuz bağlı mı duracağız'' diye Türk filmlerinde ve dizilerinde sıkça dile gelen cümle, burada sanki vuku bulmuş değil mi?- Bu fotoğraf ise, bu bölümün olmazsa olmazı, yani Afrika'lıların futbola olan çılgınca bağları ve ilginç destek, izleme tarzlarının yansıdığı bir fotoğraf. Nelson Mandela sevgisini ise anlatmama hacet yok sanırım, zira fotoğrafa bakınca bunu anlamak pek de zor değil.
Read More

Dünya Kupası'nın kadrajı#1

Dünya Kupası'nın ilk gününü geride bıraktık. İlerleyen dakikalarda da 2.günün startını vermiş olacağız Yunanistan- Güney Kore maçının başlama vuruşuyla beraber.
Taktiksel değerlendirmeleri, blogdaki diğer arkadaşlarıma bırakıyorum, yapacak bilgiye sahip olmamaktan veya kendime güvenmememden değil, vaktimin kısıtlı olması ve bu haberi girmek için bile zor bilgisayara oturmuş olmam sebebiyledir bu durgunluk.
Ben, fırsat buldukça, gün içerisinden fotoğraflarla size aktaracağım dünya kupasını. Bir farkımız olmuş olsun diğer bloglardan. Bu fotoğraflı anlatımı da, normalde zaten fotoğraf paylaşımı yaptığımız kadraj bölümümüzün içerisinde yapacağız.


Uruguay taraftarı bir bayan, renklerin kendisine çok yakıştığını söylemeden geçemeyeceğim. Sanırım anlatmaya gerek yok alttaki resmi... Vuvuzela'dan şikayetçi olan herkes, bir de G.Afrika'daki futbol sevdasını bir kez daha hatırlamalı. Vuvuzela, anektod kalmalı. Güney Afrika- Meksika karşılaşması öncesi Sepp Blatter ve ev sahibi başbakan stadyumun büyüleyiciliği üzerine kısa bir sohbet ederken. John Travolta, Avustralya'lı sinema oyuncusu Avustralya'yı destek için geldiği ülkede ülkesinin kampını ziyaret etmiş, Travolta turnuvanın açılış maçını da izlemekten geri kalmamış. Fransız milli takımının çalıştırıcısı Domenech, zannedersem kameraman ve gazetecilerin devamlı kendisini izlemesine ve ekrana yansıtmasına kızmış olacak ki, kadrajın içine bu görüntü yansımış.

Read More

Dur!


Yok abi yok...laftan anlamıyorlar!
Açılım diyor başbakan, sanatçıları topluyor bir masa etrafına ardından sinema ve tiyatrocuları, şimdi de sporcuları, spor adamlarını, futbol duayenlerini.
''Kürt açılımı'' diye başladığı bu garip hareket, aslında içi dolu olmayan bir hareket olduğundan içeriğini aylarca açıklamayıp sonradan sonraya ismini de değiştirip ''demokratik açılım''laştırıverdi kendisi.
Oysa ki denene göre, Kürt Halkı'nın ötekileştirilmesini engellemek ve refah düzeyini arttırmak, savaşa bir ''dur'' demek içindi yapılanlar. Ama, aslında ötekileştirmeyi engellemek için başlandığı söylenen bir hareketin adının ''Kürt açılımı'' olması zaten başlı başına ötekileştirmenin hangi merciilerden kaynaklandığının daha da iyi anlaşılmasını sağladı. Savaşa bir '' dur! '' demek için çıkılan yolda iki ayda 38 evladını yitirdi Türkiye, ölen Pkk'lılar da aslında Türkiye'nin evlatlarından başkası değildi yani sayı daha da fazla, kat kat fazla tahminen. Bu bir iç savaş abiler, ölenler Fransız veya İsrail'li değil!
Burası bir spor blogu evet, ama dayanamıyorum be abi.
İlk önce, daha yaşarken isminin bir stadyuma verilmesine engel olamayacak kadar alçakgönüllülükten uzak olduğunu gösterdi başbakan. Ve bazı insanlar, '' M.Kemal de yaşarken adı stadyumlara verilmişti '' diyebildi. Oysa biri bir ülkeyi baştan yaratan birisi ise topu topu 7-8 yıldır söylem dışında iyi yönde işlevsiz kalandı.
Ardından, siyaseten kendisine yakın görünüşte olan kulüpler birden bire başarı gösterir, lige çıkar oluverdi durup duruken. Kasımpaşa, İbb, Ankaraspor ve son kurban Ankaragücü.
Ankaraspor'un siyasi çıkar uğruna nasıl harcandığını gördünüz, Diyarbakırspor maçından önce ve sonra bu politikaların sonucu olarak doğan gerginlik ortamı yüzünden Bursaspor ve Diyarbakırspor'un nasıl zan altında bırakıldığını gördünüz, her beraber görmedik mi?
Siyasilerin futbolda yönetici olamayacağına kanun karar vermişken, siyasilerin oğulları başkan olup, onlardan çok babaları kulüple ilgili demeç veriyor oysa. Kanun demekki özde başkanlığı değil sözde başkanlığı yasaklıyor. Ya da biz yanlış görüyoruz.
Sporcuları, yöneticileri bir araya toplayıp neler dedi ki başbakan? Diyarbakırspor'a elleşmeyin, memleket düzeldi sansınlar mı dedi? Ne dedi, neden hiçbir katılımcı açık açık söyleyemiyor?
Dur! diyoruz, yeter!
Çekin oy kokan ellerinizi futbolun üzerinden!
Read More

Futbol dediğin#1

Futbol dediğin bölümümüz yeni bir bölüm. Gördüğünüz üzere bu başlık da bu bölümün ilk başlığı.
Kadraj bölümümüzde nasıl ki resim derliyor ve yayınlıyorsak, bu bölümümüz de bunun videoya dönüşmüş biçimidir.
Futbol dediğin nedir, futbol nasıl oynanmalıdır...paylaşacağımız videolar bunun üzerine olacak.
İşte ilk videomuz;


video

Evet, futbol bana göre böyle oynanmalı. Tıpkı izlediğiniz bu sahnelerde Che'nin cüzamlı hastalarla, cüzamlılardan ve doktorlarından başka kimsenin kalmadığı bir adacıkta yaptığı maç gibi. Maçın profesyönelliği, içerisinde Messi, İbrahimoviç, Agüero, C.Ronaldo gibi futbolcuların o göze hoş gelen hareketlerinin olmayışı umurumda dahi değil bunu söylerken. Ben işin ruh kısmından bahsediyorum. Ruh amatör ama davranışlar profesyönel olsa bu maçları izleyeceğiz o ''devasa'' stadyumlarda.Daha güzel olmaz mıydı?
Futbol ''joga benito''nun söylediği gibi oynansa, içerisinde o ''enfes'' hareketler olmasa da, para avcısı menajerlerin olmadığı, paragöz yöneticilerin olmadığı, siyasi rant için renk sevdalısı rolü yapmakta usta olan konservatuar değil ama siyaset akademisi mezunu olan iki yüzlülerin olmadığı ve de dün öyle bugün böyle diyen, dün hareket çektiği tribünlere iki ay sonra ''bu taraftarın büyüklüğünü biliyorum'' diye seslenen futbolcuların olmadığı bir futbol bugünkinden çok çok daha makul geliyor benim bu zift siyahı gözlüklerimin ardındaki bir çift göze.

Bahsettiğim ve videoda seyrettiğiniz Motorsiklet Günlükleri filminden alıntı olan sahnelerde geçen futbol egemen olsaydı bugünkü futbol yerine, belki daha kötü şartlarda izlerdik maçlarımızı, belki soğuk havada oynanan maçlarda alttan üstten ısıtıcının varlığını hissetmezdik, belki kulüp ürünleri arasına boxerlar, toplar eklenmezdi, belki de gittiğimiz tribünün isminin önüne bir firma ismi eklenmezdi( eklenmesini isteyen bir futbolsever var mı ki? ), kim bilir belki de sırf bize bir oyuncu alsın diye kulübün birkaç futbol dışı şubesinin ismini yani değerini peşkeş çekmezdi başkanlar...daha güzel olurdu velhasıl.

O yüzden diyoruz ya; MODRN FUTBOLA HAYIR! diye

ufak bir anektod: Futbolun ruhu böyle olsaydı, böyle kalsaydı diyorum. Futbol bu şartlarda oynansaydı demiyorum.

Read More

10...2010, evet son..

Kendisi eliyle 10 işareti yapıyor. Herhalde 2010 yılının, Liverpool'daki son yılı olduğunu anlatmaya çalışıyor.
Şaka bir yana, Liverpool'un 2004 yılından bu yana yani 6 yıldır başında bulunan Benitez artık kapıya doğru ilerliyor Liverpool'da. Yani Liverpool'da Benitez dönemi kapanıyor.
Benitez'in menajeri Quilon, BBC'ye yaptığı açıklamada, kulübün; ayrılması halinde Benitez'e 3 milyon sterlin önerdiğini, Benitez'in karar vermesi için hafta sonuna kadar süre verildiğini söylemiş.
Benitez, 2009 yılı Mart ayında 5 yıllık bir sözleşme yenileme gerçekleştirmişti ancak takımın bu sene de bekleneni verememesi, kendisinin sonu oluyor.
Antrenörlük hedefi olan birisi olarak, Benitez'in Liverpool'dan ayrılmasını önemli buluyorum. Wenger, Ferguson gibi yıllarca başında duracakmış gibi bir izlenim veriyordu kendisi, en çok çalıştırmak istediğim kulüp Liverpool'dur..önümü açtı kendisi:)
Read More

Dünya Kupası tarihinden; Escobar niye öldü?

Kolombiya'nın eski sağ beklerinden Escobar bu resimde gördüğünüz.
22 Haziran 1994'teki dünya kupası maçında, ABD karşısında kendi kalesine gol atarak ülkesinin elenmesine yol açmıştı kendisi.
Escobar, 2 Temmuz 1994'te Kolombiya'nın Medellin kentindeki bir barda vurularak öldürüldü. Escobar'a 12 kez ateş eden katilin her ateş edişinde ''gol'' diye bağırdığı biliniyor görgü tanıklarının ifadesi doğrultusunda.
Cinayetin arkasında Kolombiya lehine büyük miktarda bahis oynayan uyuşturucu kaçakçılarının olduğu sanılıyor ama olay hala tam olarak aydınlatılamadı.

Sol kesimin meydanlarda dillendirdiği bir sözdür; ''emperyalizm, kapitalizm can alır''
biz de diyoruz ki; ''endüstriyel futbol can alır, bakınız..almıştır!''
Read More

Kaybedenler Klübü;Vefa(sergi)

Fotoğraf sanatçısı Burcu Göknar, uzun bir çalışma sonunda Vefa Spor Kulübü’nü anlatan bir fotoğraf sergisi açmayı başarmış. Futbolla ilgilenen çoğu kişi,Vefa Spor Kulübü'nün tarihini veya en azından eskiden İstanbul’un en değerli futbol takımlarından birisi olduğunu tahminimce bilir. 1950’li ve 60’lı yıllarda birinci ligde fırtına gibi esermiş Vefa.
Futbol ile sermaye birselleşip, endüstriyel futbol kavramı sahaların iktidarı haline gelince semt kültürünü yaşatmaya çalışan ve sadece spor aşkıyla yürüyen futbol takımları için kara günler başlamıştı ve Vefa da bu kötü günlerin başlıca kurbanlarındandı.
Zamanında Vefa taraftarlarının besteleri bile şu şekildeydi;
-Yeter bu çektiğimiz cefa, kümede kalmalı Vefa!
Vefa kümede kalamadı ama,kalplerdeki hiçbir zaman küme düşmedi sevgisi, sempatisi.
Yoksa 1981 doğumlu ve takımın o çileli zamanlarını pek de yaşamayan bir fotoğrafçı aylarca çalışıp köklü kulübün fotoğraflı tarihini hazırlar mıydı?
Vefa Fotoğrafları sergisi 22 Mayıs’tan bu yana İstanbul Galatasaray’daki Fotoğraf Evi’nde ziyarete açık. 15 Haziran’a kadar da ziyarete açık kalacak.
Sanatçının ‘kaybedenler kulübü’ diyerek bahsettiği Vefa'nın sergide yayınlanan fotoğrafları yakında kitap olarak da raflardaki yerini alacakmış.
Burcu Göknar’ın bu yaptığı çalışma da başlı başına bir ''vefa'' örneğidir.
Gidip gezilmeli, tavsiye edilir.
Read More

Kazanmadık, kötü oldu mu?

Euro 2016 ev sahipliğini kazanan Fransa oldu biliyorsunuz. Peki ya Türkiye açısından ne oldu?
Ben kendi adıma bu şampiyonanın ülkemizde düzenlenmesini pek de istemiyordum desem bana kızarmısınız tıpkı Özgener ve Erzik'in Platini'ye kızdığı gibi?
Bir futbol seyircisi olmaktan öte, bir futbol bağımlısı ve taraftarlığı seyirciliğe tercih etmiş birisi olarak böyle bir futbol şöleninin yanı başımızda hatta şehrimizde düzenlenmesine tabii ki sevinirdim. Ama gerçekçi olmak lazım, projeyi falan geçelim, ülke gerçeklerine bakmak lazım.
Nasıl mı yani?
Şöyle; bu ülkede işçiler,memurlar,emekliler, doktorlar ve her kesimden emekçi meydanlara çıkıp zam, maaşlarda iyileştirme talebinde bulunduğunda bunu ''kaynağımız yok'' diyerek reddeden bir ülkede yaşıyoruz beyler bayanlar. Böyle bir Türkiye gerçekliği varken, ben 27 milyar dolarlık bir kaynağın(hani şu zam taleplerinde ortadan kaybolan kaynağın) böyle bir organizasyona harcanmasının ülkemizdeki milyonların yararına olacağını düşünmüyordum, halen de düşünmüyorum.
Fransa, İtalya vs gibi ülkeler maddi yönden çoğu sorununu aşmış ülkeler...Biz ise değiliz, hatta Avrupa'da bu konuda küme düşmeye oynamıyor muyuz?
Hayır hayır...ajitasyon yapmıyorum. Gerçekçi ve taraflı olmaya çalışıyorum. Evet, taraflıyım, çünkü ben bir şahıs olarak halktan yanayım, halkın haklarından yanayım.
Fransa maddi sorunlarını çözmüş, krizi aşmış, hatta hatta bu şampiyona için halkından vergi kesmeye hazırlanıyor. Çünkü halkı bunu karşılayabilecek bir refah düzeyinde banliyöler hariç. Biz öyle miyiz? Geçin banliyöleri, şehirlerin göbeklerindeki insanlar açlıktan dert yanıyor, meydanlar isyan ediyor artık.
İsterim olmasını dedim evet, ama zamanı şimdi değildi, bahsi geçen ülkeleri refah düzeyinde geçmeyi bir yana bırakın, onlarla yarışır hale gelince belki olur, neden olmasın.
Bu arada, organizasyonu alamamamızın en büyük sebeplerinden birisi de küresel mali kriz.
Bu mali krizden Fransa da, İtalya da etkilendi ancak, bizim ülkemizin sunumu taahütlerle, diğerlerinin projeleri ise yenilemelerle dolu. Biz yapacağımız stadyumları anlattık, onlarsa zaten hazır olan stadyumlarını.Dolayısıyla Fransa'nın bu turnuva için harcayacağı rakam ülkemizin taahüdünden daha azdı. Mali krizden dolayı Ukrayna-Polonya ortaklığının yaşadığı sıkıntıları düşünürsek eğer, ekonomisi fazla gelişmemiş ve en büyük kozu vaadettiği yatırımlar olan Türkiye'dense, olanları yenileyip turnuvaya sahiplik yapabilecek olan Fransa daha makul ve sorunsuz gelişecek proje gibi gelmiştir komiteye. Fransa'nın daha önce ev sahipliği yapması, Türkiye'nin nüfusunun Avrupa'nın en genç nüfusu olması son sunumdan önce akıllarına gelmemiş dahi olabilir komitenin ve kararlarını da sunumlardan önce verdikleri zaten bilinen bir gerçek her zaman ve her alanda olduğu gibi.

Erzik ve Mahmut Özgener başta olmak üzere Planti'ye gösterilen tepkilere de değinmek lazım. Platini'nin sonuçlara etki etmeye çalıştığını söyleyen bu insanlar, Platini yine etki etmiş olsa ve buna rağmen kazanmış olsaydık Platini'ye herşeye rağmen övgüler düzeceklerdi televizyon ekranlarından, yanılıyor muyum, daha önce böyle yapmadılar mı?
Son olarak şunu söyleme gereğini hissediyorum.
Komite, Fransa'ya '' yaptıkların yapacaklarının teminatıdır diye seni seçiyoruz. yüzümüzü kara çıkarma'' derken ülkemize de '' sana güvenmiyoruz çünkü en büyük ekonomilerden biriyim demene rağmen ülkende maddi sorunlar kol geziyor. gelişmekte de olabilirsin ama hala refah düzeyde değilsin ve mali krizlerden etkilenmen olası'' mesajını göndermiştir bu kararla. Umarız bu mesaj birilerince, o salonda bulunan en yetkili ülkemiz siyasilerince doğru alınmıştır.

Bir dipnot; Bursaspor-Beşiktaş maçı öncesi Ntvspor editörlerinden, spor yazarı Devrim Çetin abimizle biraz sohbet etme imkanı bulduk stadyum civarında. Euro 2016'yı alamazsak yeni bir stadyumun yapılacağı konusunda pek ümitlenmememiz gerektiğini ima etmişti. Üzülürsem, sadece buna üzülürüm.
Read More

Kadraj#13

Farkettim de, liglerin sonu ve sıkça gelişme yaşanan bir gündemle uğraşır olduğumuzdan kadraj bölümümüze yeni anları ekleyemeyi oldukça uzun bir süre aksatmışız.
Bu defa futbol dışı bir resim paylaştık. Bir tenis maçı, kimin maçı veya nerde olduğu, uyuyanın kimliği önemli falan değil.
Önemli olan o anda bu karenin yakalanmış olması.Ah keşke bizler de futbol konusunda bu kadar rahat ve ''tın''lamaz olabilseydik, kalbimiz bu kadar sıkı bağlanmamış olsaydı bu ayak topuna.
Read More

Eurovision öncesi; biraz da müzik..


Resme bakıyorum da, yarı finalleri izledikten sonra en güzel şarkılardan birisi bizimki olacak kanımın yanına bir de en iyi sahne şovlarından birisi de bizim olacak fikrini eklemekte sakınca görmüyorum.

Prova resimlerinde gördüm, Türkiye'deki toplumun özellikle Acun'un programındaki yetenek sergilemeye çalışanların sayesinde tanıştığı robot dansının da provada yeri sanırım var. Robot biçimindeki bir bayanın sahneye çıkıp sonradan asıl kimliğine bürüneceğini sanıyorum, sanırım fikir öyle(kesin konuşmak istemiyorum).

Yunanistan'ın şarkısının çalıntı olduğu söylentileri ülkemizde dolaşadursun, Yunanistan gibi ülkelerle ülke insanlarımızın çoğunun arası soğuksa da o ülkelerle ortak bir kültürel yapımız olduğunu unutmamak gerekir. İnanın ki, ''düm tek tek'' te de onlar demiştir, bu tür şarkılar bizde de var diye.

Türkiye halkında yer alan bay kesim için en beğenilen ekip sanırım Hırvatistan ekibi olacaktı ama finale kalmayı baramadı o 3 bayan.
Ben şahsen, Gökhan olarak en azından yarışmada 3.olacağımızı tahmin etmekteyim.Yarı finalden finale çıkan ekipler arasından da Yunanistan,Ukrayna,Ermenistan bizimle birlikte ilk 3ü zorlayabilir.Finale direk katılanlardan Almanya'nın şarkısını da beğendim, şarkıyı söyleyen bayana da inanılmaz bir sempati duyduğumu söylemeden de geçemeyeceğim hani. Arnavutluktan da sürpriz beklenebilir. Gerek şarkının temposu bakımından gerekse içerik ve anlam bakımından ve son olarak da sahne bakımından ilgiyi üzerine çeken ekiplerden birisi olacak Manga da.
Geçmiş yıllarda ortaya çıkan o siyasi yarışma mevzuatı umarım bu sene Eurovizyon yapısından çıkacaktır bir şekilde ki çıkması için sistem değişti biliyorsunuz.
Çok romantik şarkı izledik salı akşamı, perşembe ise bence final gibi birşey oldu. Galip kesinlikle perşembecilerden çıkacak.
Çok oy atmayın, gitti kontör geldi kuruş..bunu da söylemek lazımdı.
Read More

G.Afrika'da açılış talihsizliği

Güney Afrika Cumhuriyeti'nin seçimle iktidara gelen ilk devlet başkanı Nelson Mandela, Dünya Kupası açılışında verilecek konser için tenor Siphiwo Ntshebe'yi seçmişti.
Ne yazıkki açılışa günler kala, Ntshebe menenjitten hayatını kaybetti.Sanatçının plak şirketi tarafından yapılan açıklamada, 34 yaşındaki Ntshebe'nin Dünya Kupası'nın açılışına bu kadar kısa zaman kala ölümünün trajik olduğu belirtilmiş.Açıklamada, genç sanatçının dünya çapında tanınmak üzereyken ölümünün ayrıca büyük üzüntü kaynağı olduğu da ifade edilmiş.

Nobel Barış Ödülü sahibi Mandela'nın seçtiği genç sanatçı, 11 Hazirandaki açılışta ''umut'' adlı şarkıyı seslendirecekti.

Read More

Endüstriyel futbolun yeni kurbanı; Mallorca.


İspanya 1.lig ekiplerinden Mallorca, borçları sebebiyle Asliye Ticaret Mahkemesine konkordato talebiyle dava açmış, talepte bulunmuş.
Yaklaşık 60 milyon euroluk borcu olduğu söylenen Real Mallorca'nın, kulübün içinde bulunduğu ekonomik sıkıntıya ilişkin tüm belgeleri mahkemeye sunduğu belirtilmiş. Real Mallorca kulüp başkanı Mateo Alemany, geçtiğimiz şubat ayında mahkemeye yaptığı açıklamada, borçların ödenmesi için alacaklılarla anlaşma niyetinde olduğunu duyurmuştu. 300'e yakın alacaklısı olduğu söylenen Real Mallorca kulübü, vergi borçları dışında futbolcularına ve teknik heyete de maaşlarını ödeyemiyor. Bu arada geçtiğimiz hafta yapılan açıklamalarda, eski Türkiye Futbol Federasyonu yöneticilerinden Tahir Kıran'ın Real Mallorca'yı satın almak için teklifte bulunduğu ve taraflar arasında görüşmelerin devam ettiği bildirilmişti.

Aslında burada bizler için mevzubahis olan Mallorca veya kimin bu duruma düştüğü değil. Köklü bir Avrupa klübünün, herşeyi geçtik bir spor klübünün bu duruma düşmesidir.Bu başlı başına, endüstriyelleşen futbolun getirisidir. Çünkü, futbol bu denli endüstriyelleşip sanayileşir ve para babaların, gelirlerin eline bakarsa yaşanacak en ufak bir ekonomik krizde en çok etkilenen sektör futbol sektörü tabi ki olacaktır. Borçlarını ödemek için çırpınan sanayiciler klüplere vereceği desteği mutlak ki böyle durumlarda keser. Bu tür desteklerle ayakta duran klüpler de böylece bu denli vahim duruma düşerler.
Küresel kriz nedeniyle Belçika Eurovizyon'a 2 kişilik bir ekiple gidip bu tür küçük hesaplar peşinde koşarken bunların olması çok normal geliyor artık bana.
Bunu anlamamız, Mallorca taraftarı olmadığımız için çok zor, ama Göztepeliler anlar, Kocaelililer anlar.
Selam olsun.
Read More

Teksaslılar'dan şampiyonluk bildirgesi


Bursaspor'un taraftar grubu Teksas'ın resmi internet sitesi teksas.org şampiyonluk ile ilgili bir bildirge yayınladı. Bildirgede sadece başarıları, tribünlerindeki sevinç vs dışında diğer konulara da değinmeleri gayet hoş. Fenerbahçe de dahil olmak üzere diğer takımları da kutlamalarını takdir etmek gerek. İşte o bildirge;

Bursasporlular başta olmak üzere tüm Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına ve spor kamuoyuna bir sesleniştir bu.

47 yıl aralıksız süren bir sevdaydı bu şehrin insanlarının kalbindeki. 2.Lig'de Sebat'a, Mardin'e 20'şer kişi gidilirken de, küme düşmeye Sakarya'ya binlerle gidilirken de, lige geri dönüldüğünde hesap naraları atılırken de hep aynı sevda vardı kalplerde.

Bizler; devamlı bugünlerin geleceğine inanmıştık. Bizler; suratımıza bakıp gülenlere, şampiyonluk umudumuzla dalga geçenlere, ''Bursaspor tutulur mu arkadadaş? '' diye soranlara cevap vermekten hep kaçındık. Çünkü dışarıdan gerçekten de öyle görünüyordu, bunu bizler de biliyorduk. Kendilerince haklılardı ama onlar asla böyle bir sevdanın tadına varamayacaklardı.
Evet...artık sadece Bursaspor'un değil, Şampiyon Bursaspor'un taraftarıyız. ''Güzel günler göreceğiz, bu alemde İstanbul'u devireceğiz'' diyerek beklediğimiz o güzel günleri yaşıyoruz artık. Aslında içimizden, o bahsettiğimiz ve bizi ''ti''ye alan kesime güzel bir ''kapak olsun!'' demek geçiyor ama sadece şampiyonluğumuz konuşulsun istiyoruz, kimseyle uğraşma gibi bir derdimiz yok, maksadımız bu değil.

Bizler; manifestomuza ''Her türlü Bizans oyunlarına karşın İstanbul hegamonyasına son vereceğiz'' yazarken, bunun ne demek dahi olduğunu anlamayıp bu sözümüzü alay konusu yapanlar umarız artık ne demek istediğimizi anlamışlardır. Üst üste gelen kaleci hatalarıyla kazanılan maçlar nasıl ki Bizans oyunlarıysa, kazandığımız bu şampiyonluk da İstanbul hegamonyasının yıkılışına işarettir diye düşünüyoruz.

''Öyle mutluyduk ki bu sene, şampiyonluğun canı cehenneme'' sözlerini tribünlerde dillendiren bizlerin mi takımlarının her haline daha bağlı olduğu yoksa kaçan şampiyonlukların ardından stadyumunu cehenneme çevirenlerin mi veya hedefsiz kalınca stadyumunun yarısı boş kalan sözde büyüklerin taraftarlarının mı takımlarının her haline daha bağlı olduğu sorusu da artık bize göre cevabını bulmuştur.

Ne büyük bir sevinçtir ki bugünleri gördük, ne büyük bir gururdur ki başımız daha dik geziyoruz. Zaten hiçbir zaman başı öne eğilmeyen Bursaspor taraftarının, başını daha da dik tutarak ve göğsünü daha da gere gere dolaşmasını sağlayan futbolcu, teknik heyet ve yönetim başta olmak üzere herkese binlerce kez teşekkürü bir borç biliyoruz. Aşçısından tutun da sezon boyunca yedek soyunmuş futbolcusuna, şoföründen tutun da en istikrarlı oyuncusuna, yöneticisinden tutun da malzemecisine kadar 2009-2010 Bursaspor'u baş tacıdır. Artık hepsi birer efsanedir.Maç sonunda ve hatta bu yazıyı kaleme alırken dahi bizleri gözyaşlarına boğan duygu selini tarif etmemiz mümkün dahi değildir.Bu onların sayesindedir.

Diğer bir yandan da ''Onur''lu duruşundan ötürü Trabzonspor'u, herşeye rağmen şampiyonluk yarışına renk katan Fenerbahçe'yi ve Avrupa kupalarında ülkemizi temsil edecek olan takımları kutluyor, kardeş takım ANKARAGÜCÜ başta olmak üzere tüm Anadolu klüplerini ve küme düşen klüpleri de selamlıyoruz. Bursaspor, tıpkı onlar gibi Anadolu savaşı vermiş, ancak galip gelmenin sevincini ve farklılığını yaşamaktadır.Şunu da belirtmek istiyoruz,medyada yer alan ''5.büyük Bursaspor'' söylemlerini asla kabul etmiyoruz. Zira bizler baştan beri 5.büyük olmaya değil, 4 büyük yalanını yıkmaya geliyoruz demekteydik. Dünümüzü unutup, büyüklük söylemleriyle diğer takımları küçümseyen,geçmişini satan insanlar değiliz asla da olmayacağız.

Son olarak da Bursaspor taraftarı ve Teksaslılar der ki;
Şampiyonluk göremeden kaybettiğimiz renktaşlarımıza selam olsun!
Öncülük ederek önünü açtığımıza inandığımız Anadolu'muza selam olsun!
Pasaportlar hazır,Avrupa'ya selam olsun!

Teksas.org
link; http://www.teksas.org/haber_oku.asp?haber=6674
Read More

Yeşil-beyaz devrim mi?, Anadolu devrimi mi?

Bu yaşanılanın adı devrim midir bilemiyorum. Amabir bildiğim var ki o da, yaşanılan o gecenin ardından bu yazıyı yazabilmek için kafamı toplayabilmemin anca bugünü bulduğudur.Tarafsız bir şekilde yazabilmek için bugünleri beklemem gerektiğini düşündüm.
Pazar akşamı ve Pazartesi günü zaten ne yaptığımızı bilmez durumdaydık çünkü, ama kimseye zararımız dokunmadı o cinsten değildik yani.

Şunu söylemek lazım. Fenerbahçe taraftarının, elde ettiğine sevdindiği ancak sonradan hüsrana uğradığı şampiyonluk konusunda hassas olmak lazım. Çok kötü bir durumla karşılaştılar, internette vs yapılan geyikleri okuması bir Bursasporlu olarak bana zevkli geliyor tabii, ama bir Fenerbahçe'li gözüyle olaya bakmaya çalışırsanız hassaslığını anlayacaksınız.

Maçın son 10 dakikasını, hele hele Fenerbahçe maçının skorunu beklerken ne yaptığımızı dahi hatırlamadığım ve tribünlerin 10'dan geriye saydığı o saniyeleri anlatmam çok zor. Ertuğrul Sağlam ve öğrencileri aslında sezon boyunca ''bize inadına güvenin'' dercesine yıktı karşısındaki rakiplerini, ama aslında bir yandan da şanssızdı. Puan kaybı yaşandığı haftalarda rakipleri hep galip geldi, ne büyük bir sevinçtir ki bu yönden şans sadece son hafta güldü. Maça giderken, 2.likle ilgili yaptığımız konuşmalar ne iyidir ki boşuna gitti. Evet, maça giderken şampiyon olacağımıza inanmıyordum..içimde bir ''belki'' bile yoktu, gerçi umurumuzda da değildi. İkincilik halinde yapılacak kutlamaların hazırlığının bilinmesi bile yetiyordu bizlere.Ama şans, yüzümüze güldü. Yüzümüze gülen son hafta şansı, sezon boyunca Fenerbahçe'ye gülen şanstı aslında.

Maç öncesinde led teknolojisiyle hazırlanan, ama prova sırasında çıkan rüzgar sebebiyle yırtılan pankart ise maçın tek üzücü yanıydı.Pankartın resmini yanda görüyorsunuz, ışıklı bir pankart olması yönüyle, dünyada bir ilkti bu açılamayan pankart. Düşünen, emek sarfeden, çiziminden maddiyat kısmına kadar bu işe gönül veren herkese binlerce teşekkür etmek lazım. ForzaLivorno sitesindeki bir yazının başlığıydı ''Bursa ne kadar Anadolu? ''. İşte dedim, Bursa bu kadar Anadolu'dur.
Peki ya Bursa'nın yaptığı, gerçekleştirdiği bu nedir? Bir devrim midir, yeşil beyaz devrim mi yoksa Anadolu devrimi mi?
Kastım şu, eğer bu şampiyonluk Anadolu'nun önünü açmayacaksa ki açmış olabilir öyle deniyor, bu iş bir Anadolu devrimi olmaz. Yeşil beyaz bir devrim olur sadece, ama bu dönemde bu bile çok büyük bir başarıdır.
Anadolu'nun önünün açılması Anadolu klüplerinin başarısını arttırması değil, Anadolu klüplerinin her sezon zirveyi zorlayıcı 2-3 temsilciyi arasından çıkarmasıdır.
Bu arada, Bursa'lı olmama rağmen, Boğaz'a bayrak asma meselesini bir türlü benimsemiş değilim.Buradaki alışveriş merkezlerinin bazılarının dev ekranları dahi canlı verdi bayrağın asılışını. Benim gözümde önemli olan, bayrağın boğaza asılıp asılmaması değil, artık insanlarının kafasının bir köşesinde ''Bursaspor''un da yer alacak olmasıdır.
Rıdvan Dilmen, şampiyonluk gazetesine verdiği yazıda şöyle demiş; ''Benim için Türk futbol tarihinde iki önemli başarı vardır. Galatasaray'ın Uefa kupasını alışı birinci sıradadır, Bursaspor'un bu şampiyonluğu ise ikinci gelir''
Bunları insanlara düşündürebildiyse bu şehir, var mı daha ötesi? Geçiniz ötesini.
Read More

Fener tribününden ligin son maçı

maç boyu minik parmağıyla omzuma dokunup durdu. babasının oturttuğu demirin üstünde bir yandan maçı seyrederken bir yandan 4-5 yaşın zihin dağınıklığıyla etrafında olanlardan sıkıldıkça beni çağırdı. "oyun"un başında daha dikkati dağılmamışken yaptığı "inşallah gol olur. inşallah gol olur" tezahüratına eşlik ettim, sonra da güiza'nın golünde dönüp çak yaptım ya; arkadaşı seçti beni. omzuma dokundukça maçın heyecanı içinde dönüp gülümsemekten gayrı bir ilişki kuramadım aslında. her şeyi bırakıp beş sıra arkaya giderek onunla oynamak vardı ama o kadar tekamül etmiş değilim henüz. hem topumuz da yoktu.

"takımdan ayrı düz koşu" isimli derleme kitapta yer alan "neden gençlerli oldum" başlıklı makalesinde tanıl bora "taraftarı kemale erdiren trajedilerdir" der. "şampiyonluklarda, zaferlerde, galibiyetlerde taraftarlığın nimeti vardır. külfet: mağlubiyetler, rezaletler, küme düşme endişesi..." diye devam eder. odağında gençlerbirliği taraftarı olmanın yer aldığı bu satırlar memleket futbolunun "iri" bünyeleri için geçerli değil maalesef. tamlamanın kendisinin bile bir zihniyet problemine işaret ettiği "denizli faciası" kimseyi büyütmemiş anlaşılan. buna diğer iri bünyeleri de ekleyebiliriz tabii. taraftar, "büyüyoruz, avrupa devi olacağız" sevdasına akıl yaşı kendisinden de küçük olan yönetici taifesinin elini tutmuş peşinden gidiyor. büyükleri aziz yıldırım camları yumruklarken taraftar da dışarıda cam çerçeve indiriyor.

anonsçu skoru değil, oyunu okuyamadı
anons rezaleti, fenerliler için tüm sezonun final sahnesinde tekerrür eden özeti gibi. ve tüm sezonu gel-gitlerle geçiren taraftarlara bu kadarı artık fazla geldi. maçın sonlarına doğru şiddeti gittikçe artan bir depresyon, ardından üç dakikalık bir mani, devamında haliyle sinir krizi. devreler yandı, kafaları maddi ve manevi olarak kırdılar.
anonsçuya çok yüklenmek haksızlık bir yerde. "looking for eric" filminde eric cantona, başı belaya giren diğer eric'e akıl verirken "rakibi şaşırtman için önce kendini şaşırtmalısın" diyordu. aziz yıldırım'ın çığırtkan yüzü olarak anonsçu da önce kendini şaşırtmaya çalışıyordu herhalde. şuursuz hali, maçın sonlarında abarttığı amigoluğu ve dj'liğiyle tavana vurmuştu zaten. tribünlerin teknik direktörlüğüne soyundukça o tribünlerin tepkisine fazlasıyla mazhar olmuştu maçın son 10-15 dakikasında, daha o anons rezaleti yaşanmadan.
90 dakikanın bu denli 50 bin kişiyle hep beraber oynandığı bir maç az görülmüştür. dolayısıyla trabzon'un golünden sonra damarlardan kan, ayaklardan derman çekilme halinin futbolcu ve taraftarları beraber içine alması da, anonsçunun devre arasındaki "hep beraber topa basıyoruz" lafları da, devamında anons "facia"sı ve taraftarın sahaya dalması da bu toplu topa basma halinin tezahürü. ama işte 22 kişiye bir top veriyorlar bu oyunda.
buna rağmen sahadakinin aksine tribünler için takım sıfatını kullanmak zor. son maçla sınırlı değil bu gözlem: ortak bir kaderi paylaşıyor olma halinden uzaklaşıyor tribünler. gol sevinçlerinde o herkesin hemhal olma hali nicedir azalıyor gibi. aynı şekilde 50 bin kişiyle aynı acıyı yaşıyor olmanın herhangi bir teselliye yol açmadığını görmek de şaşırtıcı.

son maçta kaçmış bir şampiyonluğun ardından sıralanacak teselli yaveleri, ancak futbolla ilgisiz annelerden gelirse rahatsız etmez. ama sezon içi bir maç olsaydı yenilseler bile alkışlarla uğurlarlardı muhtemelen takımlarını bu oyunla. dahası 8 hafta önce neredeyse havlu atmışlarken şimdi şampiyonlar ligi şansları var, ezeli rakiplerinin üstündeler. şampiyonun bursaspor olması bile memleket futboluna bir genişlik, bir ferahlık gelmesi babından bir teselli kaynağı. hüngür hüngür ağlayacak denli acı çektiği halde zehrini kimsenin üstüne akıtmayan ve birbirinin sırtını sıvazlayanları ayırıyorum ama fener yönetiminden başlayıp anonsçudan devam ederek bir "oyun" daha oynanacağını unutanlar, keskin ve sevimsiz bir başarıya mahkumiyet haline kilitlenip, kazanamayınca taşları dağıtan, siniri oynayan sevimsiz çocuklara benzediler. sayıları o kadar çok değil bunların, ama çoğalıyorlar. ki zihniyetleri de yabancı değil, futbolun asla sadece futbol olmayan kısmıyla ilgili. halbuki "oyun"un kendisi de kafalara fazlasıyla kakmıştı meseleyi. iyi oynadı çocuklar, uğraştılar, ne ki kaleciyi geçemediler.

bursasporlular hak ettikleri şampiyonluğu "mucize gerçek oldu" hissiyle doyasıya kutlarken fenerliler olmayan anıların iziyle baş etmeye çalışıyor şimdi. kim bilir kaç fenerli, ah o top bir içeri girseydi, yaşayacağı gol sevincini hayal ediyor durup durup... ama o anons "faciası"nın oldurmadığı başka anıların özlemiyle yananlar da vardır elbet. 90 dakika bitiminde ani bir uhrevi esin patlamasıyla alkışa kesen tribünlerin yine gözyaşları eşliğinde oyuncularını bağrına basması, herkesin birbirinin omzunu sıvazlayarak önümüzdeki sezona uğurlaması gibi. öncesinde kimse "kasmayın bu kadar. bu oyunda yenmek de var yenilmek de" demediği için zor tabii. ama zaten bu kasılmama hali egemen olsaydı, belki de maçı fener alırdı.

kapatın çocuklar, gözleri kapatın
velhasıl olan çocuklara oldu bir yerde. maç sonunda cümbüşlü, havai fişekli bir kutlama olacağından herkes o kadar emindi ki kimse çocuğunu getirmekten imtina etmemişti. normal bir maçtakinden daha fazla çocuk vardı tribünlerde. sanki çocuklar olmasa biz koca koca herif ve kadınlar istediğimiz gibi ortalığı yakıp yıkabilirmişiz gibi "yazık çocuklara" edebiyatından hazzetmem ama bir kız çocuğunun annesine tekrarlayarak "ne yapıyorlar orada. ne yapıyorlar orada" diye sorması da insana üzüntüsünü layıkıyla yaşama fırsatı tanımıyor. orada koltukları sahaya fırlatıp, reklam panolarını tekmeleyip stadı yakıyorlardı.
fenerliler, şimdi bağlılıklarının külfetini ödeyecekler. bursaspor'un sevincine gölge düşürmemek ilk şart. milliyetçi tribünleri, saldırgan yönetimi, fethullahçı hocaları tartışılacaktır zaten, özellikle diyarbakırspor'a yaptıklarının unutulmaması da lazım. ama kendi kulüpleri çeşitli marazlarla şampiyon olduğunda doyasıya sevinmekte beis görmeyenler, bu miladi şampiyonluğun sahiplerine bu sevinci çok görmesin.

yoksa sevinci ve kederi hakkıyla yaşayamayacaksak (hatta rakiplerin başarılı geyiklerine gülümseyip biraz da bu sayede efkar dağıtamayacaksak) hiç girmeyelim bu oyuna. maçtan sonra ıssız caddede eve doğru yürürken bir binanın önünde elinde sigarası ve kahvesiyle dikilen bir adam gördüm. beni görünce gülümseyip tişörtündeki fenerbahçe armasını gösterdi ve "üzülme, yalnız değilsin" dedi ve gülümsemesini kesmeden devam etti: "kederden duramadım. dışarı attım kendimi." "n'apalım" dedim gülümseyerek, "bu sene de böyle olsun. çocuklar iyi oynadı ama."
Read More

Yarının kazananı tekerrür mü, öc mü?

Bu resmi daha önce blogda paylaşmıştım. Tekrar koymamın sebebi, az bir ihtimal de olsa bu fotoğrafa gördüğünüz yerlerde kıyamet timsali şeylerin olacak olması. İnanılmaz şeyler olur yarın o saatlerde bu resimin gösterdiği yerlerde. Ben bile ''kendimi nasıl tutarım'' ın hesabını yapmakla meşgulüm bir zamandır.
Başlık aslında zoraki çıktı.
Tekerrürden kastım, 2006 yılı anlayacağınız üzere. Bursaspor ne yaparsa yapsıni, şampiyonun kaderi, şampiyonluğun kaderi Fenerbahçe-Trabzonspor maçının skoruna endeksli.
2006 yılındaki gibi bir 20.45 vakasının olması, tarihin gerçekten tekerrürden ibaret olduğunu gösterecektir başta Fenerbahçeliler olmak üzere herkese.
Öc ise, yine Fenerbahçe'nin 2006 yılındaki o vakanın öcünü alma durumu olabilir. Gerçi o zamanın kadrosundan pek isim yok artık kadroda.
Daum'un son haftalardaki suratsal gerginliği de bu tekerrür korkusundan olsa gerek bir diğer yandan.
Yaklaşık bir haftadır bloga yazamamamın sebebine gelelim, ne yazacağımı bilemez durumdayım.
Sürüp giden ders trafiği bir yana dursun, heyecan bir yandan kalemimi kaşımama, sayfaları gıdıklamama izin vermiyor.
Pankart sözü arayışları vs vs. İnanılmaz bir süreç.
Boşverin şampiyonun kim olacağını.
Bursa daki maç öncesini, maçın ilk 10 dakikası ve maç sonunu seyredin derim.Olacaklara tanık olun. Ya da açın Fenerbahçe maçını KFY'nin kareografisini seyredin..size kalmış.
Sevgiler.
Şampiyon olup gelicez kısmetse.
Read More

Bu blogun sahibi kim?

Bu blogun sahibi sizsiniz, bu blogun sahibi tribünlerdir.



Bu blogda yazanlar ve bu blogu yönetenler sadece sizlerin, yani gündemini belirlediğiniz tribünlerin haberlerini ve hallerini, değerlendirmelerini yapan kalemlerdir, bunun yanında spor haberleri dünyasından taraftarın ilgisini çekebilecek ''içi boş olmayan'' haberleri yakalar.. kopyalamaz, içeriğini değiştirmeden tribünlerin ilgisini çekebilecek hale getirir.