Siz, futbol oyununun bir spor olduğuna inananlar... Siz, karşınızda güçlü bir rakip varsa ve eşit koşullarda yarışılırsa oyunun anlam ve değer kazanacağını düşünenler... Siz, maçlara takımınızla özdeşleşmek, rakibinize saygı duymak ve futbol gösterisi izlemek için gidenler... Siz, ülkenin bütün sporseverleri... Birleşiniz!

16 Aralık 2009 Çarşamba

Çağımızın Yeni Problemi; endüstriyelleşen, sömüren ve sömürülen futbol

Başlık yeterince uzun ve açık aslında.Futbol dediğimiz ve bağımlılık derecesinde kitle iletişim aracı haline bürünmeye başlayan bir başka hayatla hiç olmadığı kadar karşı karşıyayız günümüzde.Çoğunluk futbol otoritesinin etkisinde ''yeniliklere ayak uydurma ve gelişme'' yani inkılap çağrılarıyla endütriyelleştirilen futbolun yararları ve zararları, götürdükleri spor kamuoyunda tartışılan konuların başını çekiyor bu dönemlerde.
Futbolun bugünkü futbol olmasını, bunları söyleyen yazarlar, medya, spor yorumcuları,çizerler,muhabirler vs sağlamadı.Tabiidir ki yarar paydasında oldukça ufak da olsa yerleri vardır, ama dediğim gibi oldukça ufaktır.Ana payın sahibi olanlar taraftarlardır, yani boğaz patlatanlar, haftadan haftaya stadyum yollarını aşındıranlar.
Futbol endüstriyelleşirken, yani bir sanayii haline bürünüp, paraların havada uçuştuğu bir borsa haline gelirken bundan tek zarar görenler de onlar aslında, ve de az da olsa futbolcular.
Futbolcuların zarar görme hadisesi ''paranın döndüğü yerde acıma yoktur'' sözünün sözde kalmadığının bir göstergesidir ki, bunun çaresi ve futbolcuların sıkıntılarının en aza indirgenmesinin çaresi, yolları Metin Kurt'un dediklerinde, yani bir futbolcular sendikası kurulmasında yatar.Bu böyle çözülebilir, yada en aza indirgenebilir.
Ya taraftar?
Futbolun ve futbol klüplerinin ayakta durabilmesi için gereksinim duyduğu para, sonuç olarak havadan gelmeyecek.(keşke önümüze ''löp'' diye sunulan endüstriyel futbol, gelirken yanında bol bol para veya bir çözüm de getiriverseymiş).Bu para, taraftardan, ürünlerden, maç hasılatlarından, reklamlardan, hizmetlerden yani dolaylı yoldan hep ama hep taraftardan çıkacak, bu geliri taraftarın gideri oluşturacak.
Endüstriyelleşmenin getirdiği maddi ihtiyacın ilacı olan paranın, günümüzün siyasetçilerinin ellerinde ''öbek öbek'' olduğu düşünülürse, klübününün siyasilere ve belirli siyasi görüşlere peşkeş çekilmesini istemeyenlerin, endüstriyelleşen futbolun bu getirilerine karşı durması bir gereksinimdir, bir ihtiyaçtır. Aşığı olduğu reklerin peşinde, stadyumun kapısından içeri girdiği andan itibaren savunulan tek görüşün o takımın renklerini çıkarı olmasını isteyenler bu sisteme karşı etten bir duvar örmelidir.
Futbol güzelleşiyor, evet. Ama sadece tvden izlenen ve 110 metrelik sahanın içinde oynanan oyun güzelleşiyor. Nedense çok az kimse sahne arkasından bahsediyor. Taraftarın Mars'tan gelmediğini, onların da maddi krizlerin kol gezdiği bir dünyada yaşadıklarını çoğu zaman unutuyor bu koşturmacası bol futbol dünyasına yön verenler.
Daha belediye başkanları ve siyasilerin; yani direkt olarak siyasetin futboldan elini çekmesi için yapılan yasal düzenlemelerin üzerinden 2-3 yıl geçmişken, siyasilerin değil ama siyasetçilerin söz dinleyen oğullarının, hesapta siyasetten bağımsız olarak yaptığı futbol atılımlarını(açılım da diyebiliriz, bu aralar moda) ve bir klübü nasıl mağdur ettiklerini, 56ya yakın futbolcuyu nasıl telaşa sürüklediklerini hep beraber izlemedik mi?
Karşılaşmalarda olayları çıkartanları, taşkınlık yapıp başkalarının özgürlüklerini kısıtlayanları(ilkokulda hepimize öğretilen en saf, en temiz özgürlük terimi budur herhalde) tespit edip, yakalayıp cezalandırmak varken, sırf kolaylık olsun diye saha kapatma vs gibi işlemler yapmak, yani pire için yorgan yakmak da bu futbol siteminin bir diğer getirisidir.
Bir klübü o klüp yapan değerlerin, sırf reklam, sırf para nedeniyle bir anda yerle yeksan edilmesi de çağa uydurmaya çalışılan bir futbolun gereğiyse, kahrolsun öyle futbol!
Artık taraftar bilinci kendiliğinden değişmeye başlamışken, ''taraftar profilinin değişmesine ivme kazandırmak için'' denilerek yapılan bazı icraatların, aslında futbolu bir sinema veya bir opera gibi salt bir şekilde ''izle, keyif al, alkışla'' kültürüne dönüştürme çabaları olduğunu anlamak zor olmasa gerek.
Tribünde bağıran genç yaştaki insanların 10-15 yıl sonraki hedefinin artık amigo olmak değil, çalışıp büyük işler başarıp klübe başkan olmak olmasının zamanı gelmeye başlamışken, yüksek bilet fiyatlarıyla ve türlü türlü başkanlık seçimine dönük alicengiz oyunlarıyla bu gençleri tribünden ve klüplerden soğutmak da endüstriyelleştirdiğiniz bu futbolun işine mi geliyor?Bu nasıl bi futbol?
Anadolu'dan şampiyon çıkar mı diye tartışaduralım, parası olanların daha da arayı açacağı bir sistem olan endüstriyel futbolu liglerimize aşılamaya çalışanlar aslında vahim bir ikilem arasındalar.Endüstriyel futbolu, futbolun güzelleşmesi, daha heyecanlı oynanması ve rekabetin artması için getirdiklerini söyleyen bu insanlar; bu sistemde tavanın daha da arayı açacağını, tabanı oluşturan kesimin ve ortalama klüplerin ise daha da dibe çöküp, rekabetin ''r''sinin kalmayacağını dahi göremiyorlar.
20-30 liraya mal edilen bir formayı 70-80 liraya satıp,alım gücü bu düzeyde olmayan çoğunluk Türk insanının renk sevgisini ''lisanslı ürün kullanmayanlar'' diye başlayan cümleleriyle zedeleyenler, klüplerdeki seçim dönemlerinde sanki bunlar hiç yaşanmamış gibi, o çok savundukları klüp çıkarlarını bir anda unutup bedava biletleri savurmayı çok iyi bilirler oysa...
''Kedi uzanamadığı ciğere mundar dermiş'' sözüyle eşdeğer olan ''sen bedava bilet alıyorsun'' suçlamalarının yol açtığı tribünsel ve tayfasal bölünmelerin ve bu sebepten kavgaya girişen imitasyon ürünlü taraftarların arkasında da bu Milano moda haftasından fırlamış yöneticiler vardır aslında.
Futbolun endüstriyelleşmesini, futbolun güzelleşmesi ve ''joga benito'' ile bir tutmamak gerektiğinin birer açık kanıtı değil mi sizce bu yazdıklarım?
Günümüzde paranın olup da patırtı, gürültünün veya sürtüşmelerin olmadığı bir yer gösterin, gösterebiliyorsanız eğer. Yok!
O zaman; annesinin, babasının gözünün nuru çocukları, o genç yaştaki taraftarları nasıl çekeceksiniz bu patırtı gürültü arasına, hakkınız yok, yolu da yok...
Elleri rant, çıkar, bilet, oy...vs kokanlar; çekin o kirli ellerinizi futbolumuzun üzerinden.
Engel olamayacaksınız işte ölenlerin tabutunun üstüne tuttukları takımın formasının, bayrağının örtülmesine!

Gökhan Sezer

0 yorum:

Bu blogun sahibi kim?

Bu blogun sahibi sizsiniz, bu blogun sahibi tribünlerdir.



Bu blogda yazanlar ve bu blogu yönetenler sadece sizlerin, yani gündemini belirlediğiniz tribünlerin haberlerini ve hallerini, değerlendirmelerini yapan kalemlerdir, bunun yanında spor haberleri dünyasından taraftarın ilgisini çekebilecek ''içi boş olmayan'' haberleri yakalar.. kopyalamaz, içeriğini değiştirmeden tribünlerin ilgisini çekebilecek hale getirir.