Siz, futbol oyununun bir spor olduğuna inananlar... Siz, karşınızda güçlü bir rakip varsa ve eşit koşullarda yarışılırsa oyunun anlam ve değer kazanacağını düşünenler... Siz, maçlara takımınızla özdeşleşmek, rakibinize saygı duymak ve futbol gösterisi izlemek için gidenler... Siz, ülkenin bütün sporseverleri... Birleşiniz!

21 Şubat 2010 Pazar

Söyleşi- Sine Büyüka

Futbol kamuoyunun ağırlıklı olarak NtvSpor'daki haber sunumlarından, yazılarından ve yazın sunduğu ''Futbol Tatilde'' programından yakından tanıdığı, futbolun güzel yüzlerinden birisi olan Sine Büyüka ile futbolun bayan gözündeki yeri , futboldaki bayan faktörü konuları ağırlı olmak üzere bir söyleşi gerçekleştirdik.İşte söyleşi;

-Öncelikle merhabalar. Her zamanki gibi, konuğumuzu yani sizi tanıyarak başlayalım söyleşimize. Kimdir Sine Büyüka, nasıl tanımlar kendisini bize? Nelerle meşguldür?

Sine Büyüka da sizin gibi hobileri olan, her günü dolu dolu yaşamaya çalışan bir insandır. Müziği, edebiyatı, sinemayı, sporu, sanatı, modayı çok sever. Hayatı bir hediye olarak görüp her gününü sevdiği şeyleri yapmaya çalışarak geçirir. Her gün kendini geliştirmeye uğraşır. Sevdiği insanlarla vakit geçirmek için çaba harcar.

-İş hayatınız ve bununla ilintili uğraşılarınız dışında, boş vakitlerinizde nelerle ilgilenirsiniz peki? Hobileriniz nelerdir?

Son zamanlarda malesef nadiren bulabildiğim boş vakitlerimi en çok müziğe ve yazıya ayırıyorum. Gitar çalıyorum. Piyano öğrenmeye vakit ayırıyorum. Billboard’a röportaj yapmaya devam ediyorum. Mart sayısı için Ali Ece’nin grubu Dinar Bandosu’yla keyifli bir söyleşi yaptık mesela. Aynı zamanda internet ortamında yeni gruplar keşfetmek için sıklıkla bilgisayar başına geçiyorum. Blog’uma da düzenli olarak yazmaya çalışıyorum.

-Şansal Büyüka gibi, bu ülkenin spor yorumculuğu konusunda parmakla gösterilebilecek ve duayenler listesinde başlarda yer alan bir insanın kızı olmak nasıl bir şey peki?

Öncelikle teşekkür ederim. Açıkçası bu sektörde tanınan, bence başarılı bir ismin kızı olmak kolay değil. İş hayatında kolay değil çünkü biz zaten halihazırda kadın olarak önyargıları yıkmak için çok çaba gösteriyoruz. Benim için buna bir de soyadım yüzünden ekranda yer işgal etmediğimi kanıtlama sıkıntısı ekleniyor. Dolayısıyla işimi en iyi şekilde yapmak için hem ekran önünde hem de arkasında nefes almadan çalışıyorum. Özel hayatımda da kolay değil çünkü bazen kendimi birey olarak hissedemiyorum. Örneğin aileme mal edilir korkusuyla politik görüşlerimi açıklayamıyorum.

-Şu soruyu da vakit kaybetmeden sormak gerekiyor aslında. Türkiye, bayanların futbol başta olmak üzere sporun büyük bir bölümüne ilgisinin istenen düzeyde olmadığı bir ülke. Meslek yaşantınızda ve iş ile ev dünyası dışındaki dünyada bu konuda nasıl tepkiler alıyorsunuz? Meslek ve özel yaşantınıza etkisi var mı sizce bu durumun?

Bu işe başlamadan önce belki tesadüf eseri, belki de ailelerinin de spor camiasından gelmeleri sebebiyle pek çok kız arkadaşım sporla zaten oldukça ilgiliydi. Biz grup halinde sıklıkla maçlara gider, şampiyonaları toplanıp birlikte izlerdik. Dolayısıyla bu işe başlamam, çoğu arkadaşımı oldukça heyecanlandırdı. Şimdi onlara içeriden bilgiler de verip, zararsız dedikodu yapabiliyoruz .) Ailem spor camiasının içinde olduğu için kendimi bildim bileli ister istemez erkek arkadaşlarımla da spor sohbetleri yapardık. Belki de bu yüzden, çevremdeki kimseye garip gelmedi bu durum. Sadece spora ilgili bir kadının erkeklere ne kadar cazip geldiğini biraz daha iyi anlamış oldum mesleğim vesilesiyle.

-Spor kamuoyu ve büyük çoğunluk,sizi NTVspor’daki haber sunumları, yazın sunmuş olduğunuz ‘’Futbol Tatilde’’ programı ve kanalın haber sitesindeki yazılarınızla tanıyor.Aynı zamanda Sine Büyüka’nın bir radyocu yönü de var. Yine spor ile ilgili bir program sunuyorsunuz ama sakıncası yoksa şu soruyu sormak gerek bizce. Siz hangi Sine Büyüka’yı daha çok beğeniyorsunuz; radyo mikrafonundan sesleneni mi, kamera karşısından izleneni mi?

Hangi alanda daha başarılı olduğuma sanıyorum beni takip edenler daha doğru karar verir. Takdiri olara bırakmak lazım. Sadece hangisinden daha çok keyif aldığımı söyleyebilirim. İşin içine müzik de girdiği için, radyonun tadı daha bir güzel geliyor bana.

-Stadyumlardaki kötü tezahurat, küfür ve şiddetin engellenebilmesi için bayan futbol izleyicilerinin bir etken olabileceği, olduğu görüşüne katılıyor musunuz?

Eskiden daha çok inanıyordum ama şimdi bu konuda daha karamsar oldum. Benim nacizane gözlemim, erkeklerin kadınlara uyacağına, kadınların erkeklere uyduğu şeklinde. Tribünde küfrü azaltan şey, daha ziyade küfre daha az müsamaa gösterilmesi bence. Tribündeyken önünde küfreden adamları, “şşşt yapmayın, sahamız kapanacak sonra!” diye ikaz eden kadınlarla çok sık karşılaşıyorum. Kadınlar bu konuda daha az fevri ve daha mantıklı.

-Futbola yönetimsel bazda yön veren birisi olsaydınız eğer(federasyon veya ilgili bakanlıkların çatısı altında olsaydınız mesela), bayanların stadyumlardaki sayısının arttırılabilmesi ve futbolun tamamiyle bir erkek sporu gibi görünüşünü değiştirmek için neler yapardınız? Var mı ‘’olsa ne güzel olur’’ dediğiniz bir proje, öneri?

“Olsa ne güzel olur” diyemediğim ama fayda sağlayacağına inandığım bir proje var. Aslında gece maçlarını çok seviyorum. Şöyle 10’da oynansa, yemek üzerine sinemaya gider gibi giderim .) Ama gerçekçi bakarsak, maçların Premier Lig’deki gibi daha erken saatlere çekilmesi, sadece stadyumdaki kadınların sayısını değil, çocukların sayısını da gözle görünür ölçüde arttırır. Maç izlemek, taraftarların tekelinden çıkarak arkadaşların sosyalleşme aracı, ailelerin haftasonu aktivitesi haline gelir.

-Bunları soruyoruz ama, aslında bayan taraftar sayısının günden güne arttığı da bir gerçek. Bunun sonucu olarak yavaş yavaş bayan taraftar grupları dahi kurulmaya başlandı, bazı tribünlerde yıllardır yer alanları da var.(Bursa, İstanbul, Ankara’da bunlar var..unuttuklarımız varsa kırılmasınlar) Aslında bayan taraftar arkadaşlarımız ‘’tribünler çiçek açacak’’ diyor ince sesleri yüzünden yadırganmalarına rağmen.Bu konuda neler söylersiniz?

Kadın taraftarlara bence artık erkekler alıştı. Kadınların sporun her alanında hem nicelik hem de niteliklerinin artması, eskisinden çok daha az yadırganıyor. Gerek kadın spor yazarları, gerek spikerler, gerek taraftarlar, gerek blog yazarları eskisine oranla nispeten daha fazla ciddiye alınıyor.

-Daha çok bayanların futbola olan ilgisi veya ilgisizliği konularında konuştuk ama, sizden bayan gözüyle bir lig değerlendirmesi istemeden de olmaz.Ligin durumunu ve şampiyonluk yarışını, kümede kalma çırpınışlarını nasıl buluyorsunuz bu sezon?

Anadolu kulüplerinin son birkaç sezondur üst sıraları zorlaması ve büyük takımlar için deplasmanları kabusa çevirmesi, ligin en güzel taraflarından biri bence. Ligin orta-alt sıralarındaki Kasımpaşa deplasmanına çıkarken bile lig liderinin nasıl bir sonuçla eve döneceği belli olmuyor. Ya da ligin en alt sıralarındaki Manisaspor, Diyarbakırspor maçlarından lig lideri puan kaybederek dönebiliyor. Düşme potasındaki Denizlispor, 4. sıradaki Kayserispor’u mağlup edebiliyor. O bakımdan ligimizin özellikle son 3-4 yıldır daha heyecanlı hale geldiğini düşünüyorum. Ayrıca Şampiyonluk yarışı da oldukça heyecanlı geçiyor. La Liga’daki gibi iki takımın diğerlerinden kopup gittiği bir durum yok. Son haftalara kadar 3-4 takım birden şampiyonluk yarışına ortak olacak gibi gözüküyor.

-Tuttuğunuz takımın ne olduğunu sormak içimizden gelmiyor. Çünkü ister istemez medya önündeki insanların diğer takım taraftarları gözündeki itibarını zedeliyor bu tür durumlar.Şunu soracağız, tuttuğunuz takımın ürünleriyle ilgili misiniz? Avrupa’ya göre nerede sizce ülkemizdeki futbol tekstili?

‘Üç büyükler’ olarak adlandırılan takımlar hiç de fena durumda değil. Pek çok alışveriş merkezinde, büyük caddelerde ürünlerinin satıldığı mağazalar mevcut. Bu ürünlere hem arz, hem de talep Türkiye şartlarında gayet iyi. Ürünlerin kalitesi ve çeşitliliği açısından da iyi iş çıkardıklarını söyleyebiliriz. Ama Anadolu kulüplerinin durumu daha farklı. Yurt dışında sadece büyük şehirlerde değil, daha az nüfuslu yerleşim yerlerinde de takım ürünlerinin ilgi gördüğünü ve daha çok çeşit bulunabildiğini görüyoruz. O konuda hala büyük bir eksiklik olduğu gerçek.

-Buz patenine olan ilginizi ve amatör olarak bu sporla uğraştınızı da blogunuzdan takip edebiliyoruz.Ülkemizin bu alanda tarihinde bir derecesinin olmayışının nedenleri neler sizce? Özellikle Tuğba Karademir’in sponsorluk konusunda yakınmaları oldu kanalınızda da.Bu mudur sizce tek sorun?

Tek sorun tabi ki sponsorluk değil. Bu sadece sorunlar zincirinin bir halkası, ama büyük bir halkası. Tuğba buz pistinde giydiği kıyafete bile sponsor bulamazken, Güney Koreli sporcu Kim-Yu-Na’nın yıllık sponsorluk geliri 8 milyon doların üzerinde. Şimdi bu iki sporcunun eşit şartlarda yarıştığını söylemek imkansız. Ülkemiz malesef amatör spor kültürü olan bir ülke değil. Hele hele kış sporlarına çok ilgisiz. Bu durumun Erzurum’da düzenlenecek 2011 Üniversitelerarası Kış Oyunları’yla biraz olsun düzeleceğini ümit ediyorum. İlgi olmayınca, şartlar yeterli olmayınca, aileler çocuklarını geleceği olmadığını düşündükleri bu spora yöneltmiyor. Bakın, ülke tarihinde bu dalda en büyük başarıya imza atmış sporcu bile Kanada’da yaşıyor. Herkesin Tuğba’nın ve ailesinin gösterdiği özveriyi göstermesi imkansız. Ayrıca ülkemizde eğitim ve spor hayatının birarada yürütülememesi, Türkiye’de spor camiasının en büyük ve en acil çözülmesi gereken sorunu. Çoğu yetenekli sporcu, lise çağında, bilemediniz üniversite çağında sporu bırakmak zorunda kalıyor. Bu yüzden de malesef yetenekli sporcular gün yüzüne çıkamadan kayıplara karışıyor.

-Son olarak da bayan sporlarına olan ilgisizlik konusunda bir değerlendirme istesek sizden.Bayan voleybolu, bayan basketbolu gibi branşlarda takımlar maçlarında 30-40 seyirciyi gördüklerinde mutlu oluyorlar neredeyse(derbi diye nitelendirilen maçlar hariç).Bu nasıl çözülür?

Erkeklerin egemen olduğu sporların kadınlar tarafından yapılması ülkemizde hala yadırganıyor. Ama benim şaşırdığım voleybol gibi son derece estetik bir spor dalında dahi izleyici sayısının istenilenin çok altında olması. Bayanlar Voleybol Ligi’nin açık kanalda yayınlanmasının ilgiyi arttırabileceğini düşünüyorum. Burada kanal yöneticilerine büyük iş düşüyor. Mesela geçtiğimiz sene NTV Spor, Avrupa Bayanlar Voleybol Şampiyonası’nı yayınladı ve bu sayede pek çok izleyici Milli Takımımızı daha yakından takip etme fırsatı buldu. Bir de mesela Aroma Bayanlar Voleybol Ligi’ndeki bir maç, aynı anda Beko Basketbol Ligi’ndeki maçla çakışıyor. Dolayısıyla ikisini de takip etmek isteyen sporseverler bölünüyor. Kolay değil ama elden geldiğince farklı dallardaki müsabakaların saatlerini çakıştırmamak lazım.

-Söyleşi teklifimizi kırmayıp, değerli vaktinizi ve keyifli bir sohbeti bizlerle paylaştığınız için teşekkür ederiz.

Teklifiniz için asıl ben teşekkür ederim. İyi çalışmalar.


Söyleşiyi gerçekleştiren; Sahanın Ardındakiler Blog ekibi adına, Gökhan Sezer

3 yorum:

Adsız dedi ki...

Amatör sporlara gösterilen ilgi ile söylenen şeyler bence yüzeysel ve eksik.
Milyonlarca insanın, yüzme salonlarından, basket sahalarından, salon sporlarından fiili olarak uzak tutuldugu bir ülkede, amatör branşlardaki gelişim bu kadar geri kalır.

TEKEL işçilerine ve onların ailelerine hiç bir hal vermeden en düşük ücrete çalıştırmak isteyen bir sistemde, hangi tekel ailesinin çocugu bu imkanlara sahip olabilir. İşşizlik ve ekonomik dengesizliğin bu kadar bozuk olduğu bir sistem'de amatör sporlara ilgi artmaz.

21 Şubat 2010 05:53
gastigo dedi ki...

Başarılı bir söyleşi daha tebrikler
ÜStteki yorumla ilgilide yazmak isterdim ama konunun sporun dışına çıktığı an çirkinleşiyor

21 Şubat 2010 14:44
Bilge Kaan Özkan dedi ki...

Güzel ve okuması keyifli bir röportaj olmuş.
Yenilerini bekliyoruz...blog güzel.

13 Mart 2010 06:14

Bu blogun sahibi kim?

Bu blogun sahibi sizsiniz, bu blogun sahibi tribünlerdir.



Bu blogda yazanlar ve bu blogu yönetenler sadece sizlerin, yani gündemini belirlediğiniz tribünlerin haberlerini ve hallerini, değerlendirmelerini yapan kalemlerdir, bunun yanında spor haberleri dünyasından taraftarın ilgisini çekebilecek ''içi boş olmayan'' haberleri yakalar.. kopyalamaz, içeriğini değiştirmeden tribünlerin ilgisini çekebilecek hale getirir.