Siz, futbol oyununun bir spor olduğuna inananlar... Siz, karşınızda güçlü bir rakip varsa ve eşit koşullarda yarışılırsa oyunun anlam ve değer kazanacağını düşünenler... Siz, maçlara takımınızla özdeşleşmek, rakibinize saygı duymak ve futbol gösterisi izlemek için gidenler... Siz, ülkenin bütün sporseverleri... Birleşiniz!

7 Nisan 2010 Çarşamba

Tribün Halleri#3

bu sezon ziyadesiyle manik-depresif bozukluk belirtileri sergileyen fener takımı, mani döneminde zirve yapmaya kararlı gibi. sezona 8 galibiyetli rekor başlangıç, sonra ani düşüş, sonra bir toparlanış, ama sonra tam çöküş derken beklenmedik şekilde yeniden yükseldiler. öte yandan, oyunlarında delişmen bir coşku patlamasından çok kontrollü bir enerji yükselişi var. kayseri'yi 2-0'la geçerlerken, sahada galatasaray maçındakinden de "akil" bir takım vardı. ama şampiyon olurlarsa, bunu biraz da, bu sezon fazlasıyla duygudurum bozukluğu yaşattıkları taraftarlarına borçlu olacaklar. hem sezonun genel gidişi hem de birçok 90 dakika içinde önce sevindirip sonra kahrettikleri taraftarlarına... o taraftar ki kimseler beklemezken bekledi takımının geri dönüşünü. saçma da olsa bekledi, tribünleri doldurup bekledi. dolayısıyla futbolcuların maça "bizler inandık, siz de inanın" pankartıyla çıkması yersiz bir gösteriydi bu açıdan. "sizler inandınız, bizi de inandırdınız" demeleri gerekirdi.

takımın iştahlı oyunu ve galatasaray galibiyeti, tribünlerdeki elektriği iyice almış durumda. emre'deki istikrarlı asabiyetin her an bir sarı kart iğnesi ve beşiktaş maçında yatağa bağlanma cezası getirebileceğini bilenler biraz huzursuzdu ama genelde -özelde ise skor 2-0 olduktan sonra- neşe hakimdi stada. kadın voleybol takımının mağlubiyeti de pek bozmadı havayı. selçuk şahin, aynı gs maçında olduğu gibi bir şut denemesine girişip, ama bu sefer topu havaya diktiğinde büyük bir alkış koptu staddan. sonrasında ise 5-10 dakika süresince top selçuk'un ayağına her gelişinde tribünden "vur vur" nidaları yükseldi. neşe baki olsun ama med-cezir hali burada da hakim: bu sene hangi futbolcu tribünden tepki görse, devamında loto milyarderi gibi oluyor. ilk talihli güiza'ydı. selçuk da galatasaray'a attığı gol sayesinde tribünlerle barışmış durumda. ama tabii ki şimdilik. selçuk homurtusu, sarı-lacivert tribünler için kronik bir rahatsızlıktır, bir golle geçeceğini sanmam. bilica ise "ikramiye için önce bilet almak lazım" mantığıyla şansını fazla zorluyor gibi geliyor bana.




"tribün mühendisi" yönetim
fenerbahçe yönetimi, başat taraftar grubu olan genç fenerbahçeliler (gfb) ile olan husumetini bu sezon başı rafa kaldırmış ve maraton tribününün -karşıdan bakınca sağ taraftaki- iki blokluk bir köşesini "taraftar tribünü" adıyla gfb'ye ve onlarla birlikte bağıracak ateşli taraftarlara ayırmıştı. türkiye'de tüm tribünlere hakim olan, tezahüratlara yön veren grup genelde kapalı ortasında ikamet eder. misal beşiktaş'ta çarşı, galatasaray'da ultraslan vs. yapılmak istenen -maçın en iyi seyredildiği yerlerden biri olan maraton orta bölümden gelecek parayı feda etmeden- benzer bir merkez tribün yaratmaktı. sezon başı işler yolunda gibiydi. ama ligin sonuna doğru fener stadı dolmaya başlamışken "taraftar tribünü"nde derin boşluklar göze çarpıyor. ahali maçları daha iyi yerden seyretmek için orta bloklara doğru kaymış olabilir mi? netice itibariyle tezahürat ve dolayısıyla tribün merkezi yavaş yavaş okul tarafı kale arkasına kaymış durumda. fenerbahçe yönetiminin tribün mühendisliği önümüzdeki sezon ne tarafa kayar, onu bilemem.



taraftara dayak, doğumgünü hediyesi midir?
malum, içinde bulunduğumuz günleri emniyet teşkilatı'nın çeşitli etkinlikleriyle geçiriyoruz. bu haftaki birçok maçta da takımlar "polis teşkilatı'nın 165. yılı kutlu olsun" yazılı pankartlarla çıktılar sahaya. polis üniformalı çocuklar, formalı abilerinin ellerinden tutup seremonilere katıldılar. diğer taraftan ise polis üniformalı büyükler, formalı çocukları tutmak için tribünde koştular. ankaragücü-beşiktaş maçındaki kovalamacaların ardından pazar akşamı da fenerbahçe taraftarı ile polis arasında arbede yaşandı. yaygın medyada olay fener taraftarları arasındaki bir kavga olarak gösterildi ama aslında olay polisin duruma tipik bir müdahalesi şeklinde cereyan etti. maçın sonuna doğru "armanın gururu sarı melekler" pankartı asan taraftarlar ile bu pankart yüzünden sahayı göremediğini söyleyen birkaç kişinin arasındaki kavga, mutad olduğu üzere polisin alakalı alakasız herkese saldırması ve gözaltına almaya çalışmasıyla daha da büyüdü. bu durum üzerine birçok taraftar maç bittikten sonra da staddan ayrılmadı, 165'inci yıldönümünü coşkun tezahürat ve sloganlarla idrak etti.



penaltı noktası yuvarlak mıdır?
memleketteki hukuk tartışması, nihayet beyaz kireçlere de yansıdı. bursa'nın antalya'yı 2-1 yendiği maçta bursa'nın kullandığı penaltı, futbol hukukçularını bin parçaya böldü. anayasa hukuku kadar karmaşık değil tabii ama şu tartışmalar sürüyor: "futbol topunun uç teğet noktasının izdüşümünün, çizgiye değmesi kuralı, penaltı noktası için de geçerli midir? bu durumda penaltı noktası yuvarlak değilse ne olur? yuvarlaksa çapı kaç cm olmalıdır? kare, üçgen ya da haç şeklinde çizilmesinin önünde hukuki bir engel bulunmakta mıdır?

antalyaspor yöneticileri, penaltının yerinden kullanılmadığı gerekçesiyle maçın tekrar edilmesi gerektiğini savunuyor. yöneticilerin rol çalma hevesinin onları ne kadar yaratıcı kıldığına güzel bir örnek aslında. futbol medyası da ciddi ciddi tartışıyor meseleyi. ama neyse ki olayın ancak bir geyik olabileceğinin farkında olanlar da var. medyada çıktı ama kaçırmanıza gönlüm razı değil, bir bursasporlu internet forumlarında olayı özetlemiş: "maç tekrar edilecek, ama trt3'te."

0 yorum:

Bu blogun sahibi kim?

Bu blogun sahibi sizsiniz, bu blogun sahibi tribünlerdir.



Bu blogda yazanlar ve bu blogu yönetenler sadece sizlerin, yani gündemini belirlediğiniz tribünlerin haberlerini ve hallerini, değerlendirmelerini yapan kalemlerdir, bunun yanında spor haberleri dünyasından taraftarın ilgisini çekebilecek ''içi boş olmayan'' haberleri yakalar.. kopyalamaz, içeriğini değiştirmeden tribünlerin ilgisini çekebilecek hale getirir.