Siz, futbol oyununun bir spor olduğuna inananlar... Siz, karşınızda güçlü bir rakip varsa ve eşit koşullarda yarışılırsa oyunun anlam ve değer kazanacağını düşünenler... Siz, maçlara takımınızla özdeşleşmek, rakibinize saygı duymak ve futbol gösterisi izlemek için gidenler... Siz, ülkenin bütün sporseverleri... Birleşiniz!

13 Mayıs 2010 Perşembe

İnönü'nün etrafı neşeli kıyılar

kadıköy'de şampiyonluk hazırlıkları süredursun, şehrin karşı kıyısında neşeler bozulacak gibi görünmüyor pek. cumartesi akşamı oynanan manisaspor maçıyla inönü'nün perdeleri inerken ahalinin gözünde ağlak, arabesk yaşlar değil, neşeli parıltılar vardı. bir önceki inönü buluşmasında önüne gelene küfreden "mahalle delisi" gitmiş, yerine mahalleden herkesin takdirini kazanan zeki, muzip, fırlama delikanlı gelmişti. bir yandan güldürüp bir yandan mesaj veren nağmeler yükseldi maç boyu tribünlerden.

tabii bunda "olan oldu, keyfimize bakalım" hissi ve başarısızlığın nispeten hakemlere ve aziz yıldırım'a bağlanmasının rahatlatıcı tesiri kadar fenerbahçe'nin türkiye kupası finalinde trabzonspor'a kaybetmesinin gülümseten etkisi vardı. herkes maçın başlamasıyla klasik üçlü tezahüratını beklerken kapalı ortasından "urfa'nın etrafı dumanlı dağlar, gezme ceylan bu dağlarda seni avlarlar" türküsü gelince şen kahkahalar yükseldi bütün tribünlerden. fenerliler'e "aptal dostum olacağına akıllı rakibim olsun" dedirten bir muziplik... aynı "fener gol gol gol, otuz sene oluyor" tezahüratı gibi.
ara ara ciddi bir tavırla "fener'den, cimbom'dan oyuncu almayın. taraftarı çıldırtmayın" diyerek yönetime transfer politikası dikte etseler de neşe daimdi. kah locadan maçı seyreden nouma'yı amigoluğa çağırıp alen'in yokluğunda "demire çıkan" jilet harun'u locaya gönderdiler, kah "numaralı soyunsana" ve "sex on the beach" diye bağırıp sosyete tribününü coşkuya davet ettiler.
"işçi takımı" karabükspor'a memleket tribünlerinden çıkan tek selamı da onlar çaktı. maçın başında "alın terindir omzundaki yük, helal olsun sana şanlı karabük" pankartı, "islam aleminin kutlu doğum haftası mübarek olsun" pankartıyla yan yana yükseldi beşiktaş kapalısından.
mustafa hoca muska yazsa...
pek iddiası kalmamış takımların maçlarında tribünler genç oyuncuların üstüne başka bir ehemmiyetle eğilir. atılan, yenilen gollerin hükümsüzleşmesi, başka zaman hop oturup hop kalkanlara oyuncu izlemeye gelmiş bir teknik adam soğukkanlılığı getirir. mustafa denizli de takımın sünmesine izin vermeden gençlere yer açarak geleceğin yıldızını arayanların gönlüne uygun davranıyor. '91 doğumlu rıdvan şimşek'in gözler onun üzerindeyken ayağının kırılması ise yüreği en soğuk seyircinin bile içini sızlatacak bir talihsizlikti. genç oyuncunun ameliyattan sonra tüm sevimliliğiyle "annemle de konuştum. hastaneden çıkınca kurşun döktüreceğim" sözleri ise bir başka genç, necip uysal için arkadaş tavsiyesi yerine geçebilir. rıdvan'dan bir hafta küçük olan necip, fazlasıyla nazar toplamaya devam ediyor; gelecek sezonda "genç oyuncu" statüsünden çıkacak gibi. taraftarın, "genç oyuncu fetişizmi"ne kapılmadan dozunda gösterdiği abi sevgisi ise onun için şans.
avrupa'da kati bir başarısızlık, türkiye kupası'nda gruptan bile çıkamadan elenmek, ligi ilk ikiye giremeden bitirmek... bütün bu kötü neticelere karşın taraftarın maçın sonuna doğru oyuncular ve hoca için tek tek tezahürat yapması, ardından karşılaşma bitiminde tüm takımı tribünlere çağırarak uğurlaması memleketimizde az bulunur bir dirayet örneği. ama diğer yandan demirören ve yönetime dönük protestolarının kesilmesi, "quaresma'yı alın, bu taraftar arkanızda" tezahüratları bir yönetim marifeti olabilir mi?
çarşı şu an için protestoya karşı gibi görünüyor ama manchester united taraftarlarının glazer karşıtı tepkilerinin, sezonun son maçında tavan yaptığının altını çizmek lazım. pazar günü stoke city karşısında bir nevi şampiyonluk maçına çıktılar, chelsea puan kaybetse mutlu sona ulaşacaklardı ama bu, onları geri durdurmadı. takımı uğurlarken kulübü borç batağına sokan glazer'ı da ıslıklarla "we want glazers out" şarkılarıyla kovma çabasındaydılar.
fenerbahçe gelenek kuruyor
fenerbahçe'nin 27 yıldır türkiye kupası'nı kazanamış olması, memleketin futbol geyiklerinde açık ara bir numaraya yükselmiş durumda. bu kadar sarakaya alınmasalar, çok umursamayacaklar belki ama genelde finalde ve ezeli rakiplerine kaybetmeleri, vahameti boyutlandırıyor. son on yılda kaybettikleri beşinci final bu. son dördün ikisi beşiktaş'a, biri galatasaray'a ve sonuncusu trabzonspor'a. zaten önceki senelerin aksine bu sezon iki kupalı tezahüratları pek dillendirmedi fener tribünleri. sadece şampiyonluğa odaklanmış görüntüleriyle başlarına geleceği biliyor gibiydiler.
ama son on yıldaki beşinci şampiyonlukları için ankara'dan mühim bir galibiyetle döndükleri için onlar da neşeli. ankaragüçlü taraftarlar ile polis arasındaki çatışmadan yayılan biber gazıyla stada giren fenerli oyuncular, saha içinde de kardeşlik taarruzuna maruz kaldı. sahadaki ankaragüçlüler'in bursaspor'la olan kardeşliğin gereğini yapamadığını düşünen taraftarlar, sahaya taş ve bilumum kesici madde yağdırarak fenerliler'i eksiltmeyi denediler. tribünlerin asabiyeti, melih gökçek'in yanar döner tayfasının ortalığı çamura boğan çirkinliklerinin diğer yüzü.
beşiktaş'ın aksine galatasaray tribünlerindeki asabiyet sürüyor. hala futbolculara laf yetiştirme derdindeler. temel mesele olarak "ruh eksikliği"ni belledikten sonra pankartlarla o ruhu çağırma çabasındalar ama sonuç alabilecekleri şüpheli. "bu takımın içine cin girmiş de olabilir" diye düşünüp biraz da "sihirbaz" yönetici ve başkanlarına yönelseler daha akil bir tutum sergilemiş olabilirler.
trabzonspor'un istikbali parlıyor
haftanın en mutlusu ise tartışmasız trabzonsporlular. beş yılın ardından ulaşılan kupa şampiyonluğuyla sezonu artıda kapatıyorlar. basketbolda birinci lige yükselmeleri, kupa zaferinin fenerbahçe galibiyetiyle gelmesi, onlar için ekstra mutluluk kaynağı. ama bu kupanın asıl anlamı, mutluluktan çok umut veriyor olmasında yatıyor gibi. şenol güneş'le birlikte takımın oyununda görülen bariz yükseliş, yirmi küsur yılın ardından gelecek bir şampiyonluk için beklentileri artırıyor. güneş'in aynı zamanda, bu fevri kentin takımına bir ağırbaşlılık, aklı başındalık hali getirdiği gözden kaçmıyor; önümüzdeki sezon şampiyonluğa oynarlarsa önemli bir artıları olacak bu.
aklı başındalık, urfa sokaklarında da egemendi. trabzonsporlular ile fenerliler'in kavgasız patırtısız bir arada kupa şenliği yaşamaları mum alevi gibi yandı söndü memleket semalarında. ankaragüçlüler'in taş taarruzu, eskişehir tribünlerinde patlayan kavga, beşiktaşlılar'ın mülki idare kararıyla yine bursaspor deplasmanına gidemeyecek olması, kulüp yöneticilerinin düşmanca beyanatları vs. derken üç gün içinde eskiye döndük.
diyarbakırspor ise sessiz sedasız ligi terk etti. kulübün ahali ve devlet tarafından terk edilip edilmeyeceğini ise önümüzdeki sezonlarda göreceğiz.

0 yorum:

Bu blogun sahibi kim?

Bu blogun sahibi sizsiniz, bu blogun sahibi tribünlerdir.



Bu blogda yazanlar ve bu blogu yönetenler sadece sizlerin, yani gündemini belirlediğiniz tribünlerin haberlerini ve hallerini, değerlendirmelerini yapan kalemlerdir, bunun yanında spor haberleri dünyasından taraftarın ilgisini çekebilecek ''içi boş olmayan'' haberleri yakalar.. kopyalamaz, içeriğini değiştirmeden tribünlerin ilgisini çekebilecek hale getirir.