Siz, futbol oyununun bir spor olduğuna inananlar... Siz, karşınızda güçlü bir rakip varsa ve eşit koşullarda yarışılırsa oyunun anlam ve değer kazanacağını düşünenler... Siz, maçlara takımınızla özdeşleşmek, rakibinize saygı duymak ve futbol gösterisi izlemek için gidenler... Siz, ülkenin bütün sporseverleri... Birleşiniz!

5 Mayıs 2010 Çarşamba

İşte 1 Mayıs, işte şampiyon

karabükspor kalecisi bülent ataman kafasında baretiyle "biz de yeşil sahaların emekçisiyiz" diyordu 1 mayıs alanı'nda muhabire demeç verirken. takım arkadaşı sertan vardar aynı cümleyi işçi diyerek kuruyordu. hocaları yücel ildiz de takımının başında gümüşsuyu'ndan alana girerken futbolcu ve antrenörlüğün ağır işçilik olduğunu vurguluyordu. ama o esnada metin kurt bir anda yanlarında bitiverseydi ve "madem öyle, sizin asıl yeriniz spor-sen'dir. haydi şimdi bizim korteje gidiyoruz" deseydi ne yapacaklarını kestirmek güç. şaşkın gözleriyle ilk önce kulüp başkanı hikmet ferudun tankut'u ararlardı muhtemelen. aynı zamanda hak-iş'e bağlı çelik-iş sendikası'nın başkanı olan tankut da, ellerinden tutup 1 mayıs alanı'na getirdiği oyuncularının sendikalaşmasına karşı çıkmazdı herhalde.


ikinci ligde açık puan farkıyla şampiyon olan ve seneye en birinci ligimizde seyredeceğimiz kardemir karabükspor, alanların şampiyon takımı unvanını da yine hakkıyla ve açık ara kazanmış durumda. şu an için spor-sen'e üye olmasalar da, alandaki futbolseverlerin çoğunun ikinci takımı olma rezervasyonunu önümüzdeki sezon için şimdiden yaptırmış görünüyorlar.

komşu yerleşimler genellikle birbirlerinden pek hazzetmez ama karabükspor ve işçi sınıfından bahsederken zonguldakspor'u anmamak olmaz. karabükspor'un kırmızı-mavi renkleriyle, bir zamanlar "işçi sınıfının milli takımı" olarak telaffuz edilen zonguldakspor'un kırmızı-laciverti arasında sadece ton farkı var. ama aralarındaki ligin adedi 4. demir-çelik işçilerinin desteğini alan karabükspor memleket futbolunun tepe vitrinine çıkarken sendika desteğini çoktan yitirmiş zonguldakspor iki sene önce düştüğü amatör küme'de 3. lig'e yükselme mücadelesi veriyor.

seneye endüstriyel futbolun en vahşi kazanında mücadele etmeye başladıklarında sınıfla olan ilişkileri bundan yara almaz umarım ama bugün için futbolcular, maaşlarının bir kısmının demir-çelik kazanları başında ömür tüketen işçilerden geldiğinin fazlasıyla bilincinde. four four two dergisinin mayıs sayısı için hilal gülyurt'un kaleme aldığı karabükspor yazısında, takımın yabancı oyuncusu emmanuel emenike'nin "işçilerin orada hangi şartlarda para kazandıklarını biliyorum. onların parasına ortak olduğum için de kendimi borçlu hissediyorum" sözleri dikkat çekiyor. gülyurt, emenike'nin attığı gollerden sonra sırtındaki çelik-iş yazısını göstermesinin de altını çiziyor. kendilerine "dumanlı kentin puslu çocukları" diyen karabükspor taraftarları da yine four four two'daki yazıya göre takımın iki siyahi oyuncusu emenike ve hassan wassa'ya "dumanlı kentin isli çocukları" lakabı takarak yabancı oyuncularıyla bütünleşmeyi kendi taraflarından kutsamış durumdalar.

ne var ki, karabükspor'un "işçi takımı" olması, taraftarlarını günahsız kılmıyor tabii. işler kötü gidince başkana ve oyunculara küfre varan tepki gösterme virüsünün onların da kanlarında dolaştığını ve başkanın bu nedenle 1,5 sene önce istifa edip sonra geri döndüğünü hatırlatayım.

şampiyon-sen
2010 1 mayısı, spor emekçileri sendikası'nın da ilk bayramı oldu. "metin oktay aramızda" yazan dövizleriyle ve "dinde yobazlık neyse, sporda fanatiklik odur" pankartıyla alandaydılar. 1 mayıs açıklamasında "işçi sınıfının spordaki sesi ve sözü olacağız" diyen sendika, mücadelesini sınıfın kalıcı şampiyonluğu için sürdürüyor. seneye 1 mayıs'a katılacak tüm taraftar gruplarının iki yana dizilip oluşturacakları bir alkış koridoru içinden alana çıkmayı da günümüz spor dünyasının birinci "takımı" olarak fazlasıyla hak ediyorlar.

çarşı oturmaya karşı
alanın taraftarlar arasındaki şampiyonu ise tartışmaşız beşiktaşlılar'dı. fenerli ve galatasaraylı katılımcıları geçtim, kimi sol gruplardan bile kalabalıklardı. tezahüratlarıyla da alanın en neşeli ve dinamik topluluklarından biri oldular. tribünlerin yaratıcılığını mitinge taşıyan edepsizliklerinin içeriğini şuradan öğrenebilirsiniz: http://www.haberveriyorum.net/haber/carsi-ve-1-mayisin-edepsiz-sloganlari-tezahuratlari ben de bunlara "zıpla, zıpla, zıplamayan faşisttir"i ekleyeyim.



fener tribünlerinin parçalı yapısı 1 mayıs alanı'na da yansıdı. birlik ve dayanışma gününde iki ayrı grup olarak alanda göründüler: legendgfb ile vamos bien. vamos bien'in edepsizliği pankarttaydı: a.c.a.b. bunun açılımını yazmayacağım, merak edenler maç günleri yoğurtçu parkı'na gidip doğrudan vamos bien tayfasına sorabilir. galatasaraylılar ise "tek yumruk galatasaray" pankartı ardında yürüdüler. kartalspor'un "boranlar" grubu da alandaki yerini almıştı.

bunun dışında takımının formasıyla mitinge katılan birçok kişi vardı kortejlerde. bunlar arasında ise beşiktaşlılar'ın azlığı göze çarpıyordu. ama bana bunun nedeni, fenerli ya da cimbomluların daha "örgüt düşkünü" olmasından çok çarşı'nın daha çekici ve "örgütçü" olması gibi geldi. misalen, kortejde sanatçılar ile birlikte yer alan eşber yağmurdereli de halkın takımının cazibesine dayanamayarak bir ara beşiktaşlı taraftarlar ile yürüdü.

bu arada alandaki beşiktaşlılar'ın ve özellikle fenerliler'in ortak bir rahatsızlığını belirtmek gerekiyor. pankart ve bayraklardaki renklerin eskiye nazaran daha çeşitlilik sergilemesine karşın kırmızı zemine sarı yazının hala başat uygulama olması can sıkıyor kimileri için. bu konuda özellikle tkp'ye karşı sitemkar olunduğunun altını çizmem lazım. kızıl renkten vazgeçilmesinin makul bir istek olmadığının herkes bilincinde ama "bari sarı yerine beyaz kullanılamaz mı" diye cılız sesler çıkmıyor değil. buna karşılık, konuştuğum kimi fenerliler kendilerinin de boş durmadığını; "fenerbahçe cumhuriyeti" lafını, "fenerbahçe sovyet sosyalist cumhuriyeti" olarak değiştirme çabasında bulunduklarını vurguluyorlar.


alanlardan stada
alandaki gruplar dışında 1 mayıs'ın tribünlere yansıdığını söylemek ise mümkün değil. mitingin akşamı kadıköy'de oynanan fenerbahçe-eskişehirspor karşılaşmasında da tribündekilerin çoğunun 1 mayıs alanı'ndan gelmediği aşikardı (rakip tribün dahil). benim ayaklarımda derman yoktu, buna karşılık tribünlerin hiçbirinde en küçük bir yorgunluk emaresi göremedim (gerçi vamos bien'in olduğu tarafa dikkatlice baktım, orada da bir durgunluk göze çarpmıyordu). bayram nümayişi tribünlere de ilham vermiş olmalı. 1 mayıs, kadıköy yakasında sezonun en coşkulu performansının sergilendiği gün oldu aynı zamanda.

eskişehirsporlu taraftarların da başta bitap bir halleri yoktu ama onları fener'in hem sahadaki hem tribündeki satveti yordu. beşiktaş maçındaki coşkularından uzaktı kırmızı şimşekler. ancak maç bitiminde sıra onlara geldiğinde bir patlama yaptılar ki eskişehir'in plakası 90+3'müydü diye düşünmedim değil. tabii işin aslı başka: medya çakallarına karşı iki hatalı gol yiyen ivesa'yı korumaya alıyorlardı.

haddinden fazla zorlarsak, fener stadı'nda günün önemine binaen yapılan tek hareketin maç sonunda çalınan marş olduğunu söyleyebiliriz. bu, 1 mayıs ya da 1 mayıs marşı'na kısmi benzerliği iddiasıyla (ç)alıntı suçlamalarına maruz kalan 100. yıl marşı değil elbette ki. grup yorum'un "haklıyız kazanacağız" marşının fenerbahçelilerce yapılan uyarlaması hoparlörlerden yükselmeye başlamıştı ki 15 saniye geçmeden sesi kıstılar.

gündüz 1 mayıs alanı'nda, akşam stadda birlikte olunan kalabalıklar çekildiğinde bile insanın içindeki kalabalıklar susmuyor. hep beraber bağırıyoruz: kooooy, koy akepe'ye, koy imefeye, koy faşistlereee... koooy, hepsi .öt olsun, emekçi halkım, iktidar olsun... in-şal-lah

0 yorum:

Bu blogun sahibi kim?

Bu blogun sahibi sizsiniz, bu blogun sahibi tribünlerdir.



Bu blogda yazanlar ve bu blogu yönetenler sadece sizlerin, yani gündemini belirlediğiniz tribünlerin haberlerini ve hallerini, değerlendirmelerini yapan kalemlerdir, bunun yanında spor haberleri dünyasından taraftarın ilgisini çekebilecek ''içi boş olmayan'' haberleri yakalar.. kopyalamaz, içeriğini değiştirmeden tribünlerin ilgisini çekebilecek hale getirir.