Siz, futbol oyununun bir spor olduğuna inananlar... Siz, karşınızda güçlü bir rakip varsa ve eşit koşullarda yarışılırsa oyunun anlam ve değer kazanacağını düşünenler... Siz, maçlara takımınızla özdeşleşmek, rakibinize saygı duymak ve futbol gösterisi izlemek için gidenler... Siz, ülkenin bütün sporseverleri... Birleşiniz!

22 Mayıs 2010 Cumartesi

Yeşil-beyaz devrim mi?, Anadolu devrimi mi?

Bu yaşanılanın adı devrim midir bilemiyorum. Amabir bildiğim var ki o da, yaşanılan o gecenin ardından bu yazıyı yazabilmek için kafamı toplayabilmemin anca bugünü bulduğudur.Tarafsız bir şekilde yazabilmek için bugünleri beklemem gerektiğini düşündüm.
Pazar akşamı ve Pazartesi günü zaten ne yaptığımızı bilmez durumdaydık çünkü, ama kimseye zararımız dokunmadı o cinsten değildik yani.

Şunu söylemek lazım. Fenerbahçe taraftarının, elde ettiğine sevdindiği ancak sonradan hüsrana uğradığı şampiyonluk konusunda hassas olmak lazım. Çok kötü bir durumla karşılaştılar, internette vs yapılan geyikleri okuması bir Bursasporlu olarak bana zevkli geliyor tabii, ama bir Fenerbahçe'li gözüyle olaya bakmaya çalışırsanız hassaslığını anlayacaksınız.

Maçın son 10 dakikasını, hele hele Fenerbahçe maçının skorunu beklerken ne yaptığımızı dahi hatırlamadığım ve tribünlerin 10'dan geriye saydığı o saniyeleri anlatmam çok zor. Ertuğrul Sağlam ve öğrencileri aslında sezon boyunca ''bize inadına güvenin'' dercesine yıktı karşısındaki rakiplerini, ama aslında bir yandan da şanssızdı. Puan kaybı yaşandığı haftalarda rakipleri hep galip geldi, ne büyük bir sevinçtir ki bu yönden şans sadece son hafta güldü. Maça giderken, 2.likle ilgili yaptığımız konuşmalar ne iyidir ki boşuna gitti. Evet, maça giderken şampiyon olacağımıza inanmıyordum..içimde bir ''belki'' bile yoktu, gerçi umurumuzda da değildi. İkincilik halinde yapılacak kutlamaların hazırlığının bilinmesi bile yetiyordu bizlere.Ama şans, yüzümüze güldü. Yüzümüze gülen son hafta şansı, sezon boyunca Fenerbahçe'ye gülen şanstı aslında.

Maç öncesinde led teknolojisiyle hazırlanan, ama prova sırasında çıkan rüzgar sebebiyle yırtılan pankart ise maçın tek üzücü yanıydı.Pankartın resmini yanda görüyorsunuz, ışıklı bir pankart olması yönüyle, dünyada bir ilkti bu açılamayan pankart. Düşünen, emek sarfeden, çiziminden maddiyat kısmına kadar bu işe gönül veren herkese binlerce teşekkür etmek lazım. ForzaLivorno sitesindeki bir yazının başlığıydı ''Bursa ne kadar Anadolu? ''. İşte dedim, Bursa bu kadar Anadolu'dur.
Peki ya Bursa'nın yaptığı, gerçekleştirdiği bu nedir? Bir devrim midir, yeşil beyaz devrim mi yoksa Anadolu devrimi mi?
Kastım şu, eğer bu şampiyonluk Anadolu'nun önünü açmayacaksa ki açmış olabilir öyle deniyor, bu iş bir Anadolu devrimi olmaz. Yeşil beyaz bir devrim olur sadece, ama bu dönemde bu bile çok büyük bir başarıdır.
Anadolu'nun önünün açılması Anadolu klüplerinin başarısını arttırması değil, Anadolu klüplerinin her sezon zirveyi zorlayıcı 2-3 temsilciyi arasından çıkarmasıdır.
Bu arada, Bursa'lı olmama rağmen, Boğaz'a bayrak asma meselesini bir türlü benimsemiş değilim.Buradaki alışveriş merkezlerinin bazılarının dev ekranları dahi canlı verdi bayrağın asılışını. Benim gözümde önemli olan, bayrağın boğaza asılıp asılmaması değil, artık insanlarının kafasının bir köşesinde ''Bursaspor''un da yer alacak olmasıdır.
Rıdvan Dilmen, şampiyonluk gazetesine verdiği yazıda şöyle demiş; ''Benim için Türk futbol tarihinde iki önemli başarı vardır. Galatasaray'ın Uefa kupasını alışı birinci sıradadır, Bursaspor'un bu şampiyonluğu ise ikinci gelir''
Bunları insanlara düşündürebildiyse bu şehir, var mı daha ötesi? Geçiniz ötesini.

0 yorum:

Bu blogun sahibi kim?

Bu blogun sahibi sizsiniz, bu blogun sahibi tribünlerdir.



Bu blogda yazanlar ve bu blogu yönetenler sadece sizlerin, yani gündemini belirlediğiniz tribünlerin haberlerini ve hallerini, değerlendirmelerini yapan kalemlerdir, bunun yanında spor haberleri dünyasından taraftarın ilgisini çekebilecek ''içi boş olmayan'' haberleri yakalar.. kopyalamaz, içeriğini değiştirmeden tribünlerin ilgisini çekebilecek hale getirir.